Content Advisory

Hassas İçerik Uyarısı

Bu site, savaş suçları gibi hassas konuları işlemekte olup, yaralı veya ölmüş insanları gösteren birçok detaylı görsel içermektedir.

AA Kitap Logo
Sanık: Soykırımın Suç Dosyası
Gazze’deki soykırımın faili İsrail yönetiminin ve destekçilerinin işledikleri suçları tüm delilleriyle ortaya koyan SANIK’ı inceleyin.

Sunuş

İki yılı aşkın süredir İsrail ordusu, Gazze'de tam ölçekli bir soykırım gerçekleştirmektedir. Yüzlerce Filistinli gazeteciyi öldürmesine ve uluslararası meslektaşlarını dışlamasına, Batı'nın İsrail ordusunun vahşetini ezici biçimde inkâr etmesine rağmen dünya, İsrail yönetiminin ne yaptığını görmüştür. Sayılan 70 bine yakın ceset, yüz bini aşkın yaralı, binlerce çocuk ampute, aç kalan bebekler, evleri enkaza dönen iki milyon insanın çektiği acılar, hastanelerin hedef alınarak yıkılması ve doktorların öldürülmesi ve kaçırılması: bütün bunları ve daha fazlasını gördük, zira mağdurlar telefonlarını kullandı ve görüntüler ile hikâyeler sosyal medyada dolaşıma girdi, giderek artan ölçüde ana akım medya organlarında da yer bulmaya başladı.

Kapsamlı bir şekilde belgelenmiş, ayrıntılı biçimde görsellerle desteklenmiş ve yasal kaynaklarla referanslandırılmış bu kitap, iki kritik soruya odaklanmaktadır: bu vahşetten kimler sorumludur ve hangi suçları işlemişlerdir. Soykırım, İsrail hükûmetinin bir tercihi olmuş, askerî komutanları ve askerleri tarafından uygulanmış ve ülkenin Yahudi nüfusunun önemli bir bölümü tarafından aktif olarak desteklenmiştir. Bu eser, bu faillerin en önde gelen ve en kusurlu olanlarını tespit etmektedir. Ancak aynı zamanda, İsrail ordusunu silahlandırarak ve siyasi olarak destekleyerek soykırımı mümkün kılan Batılı hükûmetlerin liderlerinin de fail olduğunu hatırlatmaktadır; nitekim bu kitabın gösterdiği üzere, İsrail yönetiminin suçlarına özür üreten açıklamaları aktif olarak teşvik edip yayan pek çok editör ve gazeteci de faildir.

Bu kitap, bireysel faillerin Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Roma Statüsü kapsamında işlemiş olabileceği spesifik suçları tanımlamaktadır. Ancak UCM'nin Benjamin Netanyahu ve Yoav Gallant'a karşı tutuklama kararı çıkarırken belirttiği gibi, birbirinden farklı ihlaller "Gazze'nin sivil nüfusuna karşı yaygın ve sistematik bir saldırının" parçası olmuştur. Dolayısıyla, iddia edilen belirli savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar, editörlerin burada sunduğu İsrailli liderlerin açıklamalarında geniş ölçüde ifade edilen Gazze'deki Filistin toplumunu yok etme niyetiyle bağlantılı olarak, kapsamlı soykırım suçunun bileşenleri olarak da değerlendirilebilir. UCM henüz İsrailli liderler hakkında soykırım suçlaması getirmemiş olsa da, bu durumun soykırıma dair kanıt eksikliğinden değil —ki bu sayfalarda her yerde mevcuttur— daha ziyade Birleşik Devletler'in Mahkeme'ye karşı yürüttüğü saldırgan kampanyadan ve diğer ülkelerin Mahkeme'yi aktif olarak savunmadaki başarısızlığından kaynaklanıyor olması daha olasıdır. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Güney Afrika'nın İsrail yönetimine karşı açtığı davaya yanıt olarak sonunda bu konuda karar verecektir. Ancak devletlerin, UAD’nin kararı beklenmeksizin soykırımı önleme görevi bulunmaktadır ve burada acil eylemin gerekli olduğuna dair bol miktarda kanıt mevcuttur.

Bu kitap, uluslararası liderlerin İsrail yönetiminin soykırımına suç ortaklığının altını çizmektedir. Ancak Soykırım Sözleşmesi'nin III. Maddesi uyarınca daha da ciddi bir suçlamanın olduğunu hatırlamakta fayda vardır: gizli kapaklı iş birliği. ABD'nin İsrail’in harekâtının yönlendirilmesine hangi seviyede iştirak ettiği, diğer devletlerin bunu desteklemek için aktif koordinasyonuyla birlikte, liderlerinin sorumluluklarının suç ortaklığının bile ötesine geçip geçmediği sorularını gündeme getirmektedir.

Gazze soykırımı yalnızca burada adı geçen kişiler için değil, tüm dünya için bir utanç kaynağıdır. Bu eser, hesap verebilirlik yönünde önemli bir adımdır ve yaygın biçimde okunmayı hak etmektedir.

Martin Shaw
Institut Barcelona (IBEI) Kıdemli Araştırma ve Sussex Üniversitesi Fahri Profesörü

Sanık: Gazze’de Yaşananlar ve Hesap Verme Zorunluluğu

Soykırımın Başlangıcı

7 Ekim’den bu yana Gazze’den gelen ölüm, yıkım ve insanlık dramına dair sarsıcı görüntüler, Anadolu Ajansının bu kitapta bir araya getirdiği kurbanlara, tanıklara ve uzmanlara yakışan birer belge niteliği taşıyor; yaşanan trajediyi canlı bir şekilde hafızalara kazıyor. Son iki yıldır İsrail’in durmaksızın sürdürdüğü saldırılar, dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi insanları derinden sarsmakla kalmadı, aynı zamanda Gazze Şeridi’nde yoksulluk içinde ve aşırı kalabalık koşullarda yaşam mücadelesi veren 2,3 milyon Filistinlinin uzun süredir devam eden trajedisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Bu olayların en çarpıcı ve çelişkili yönlerinden biri, Gazze nüfusunun %75’inden fazlasının zaten 1948’den bu yana mülteci —ya da mülteci torunu— olmasıdır. Bu insanlar, 1948’de yeni İsrail devletinin dâhilinde kalan yerlerde bulunan evlerinden, köylerinden İsrail milislerinin zoruyla sürülerek göç etmek zorunda bırakıldılar. Yedi yüz binden fazla Filistinlinin bu şekilde zorla yerinden edilmesinin sebebiyet verdiği travma, Filistin halkının kolektif hafızasına “Nakba” (Felaket) olarak kaydedilmiştir ve her yıl büyük bir hüzünle yad edilmektedir.

Depremler ya da kasırgalar gibi doğal afetlerin aksine, Gazze’de yaşanan dehşet verici kıyım, İsrail’in siyasi ve askerî liderlerinin bilinçli tercihlerinin bir sonucudur. Bu nedenle, açıkça beyan edilen niyetlerle gerçekleştirilen kanlı saldırılar, olgulara tarafsız şekilde bakan gözlemciler için hem intikam güdüsüyle hareket edildiğini hem de toprak kazanımına yönelik açgözlü bir tutum sergilendiğini ortaya koymaktadır. İsrail hükûmetini böylesine karanlık bir sürece sevk eden bu kişiler, kitap boyunca ayrıntılı şekilde belgelenen ve yorumlanan uluslararası suçların en göze çarpan, en mahut failleridir; bu konuda ciddi bir şüphe yoktur. Ancak dikkat çekici bir başka nokta da şudur: Bu isimler, önerdikleri politikaların icrasını çoğu zaman bizzat üstlenmezler. Söz konusu hunhar görevler, ancak gazeteciler, fotoğrafçılar ya da araştırmacılar tarafından kimlikleri tespit edildiğinde adları kamuoyuna yansıyan, sıradan ve isimsiz astlara devredilir.

Fail kavramının varoluşsal düzeydeki tanımı, onun hukuki, ahlaki ya da siyasi tanımlamalarıyla karıştırılmamalıdır. Çünkü bu üç çerçeve de belirli ölçüde rasyonelleştirilebilir; dolayısıyla “fail” meselesi çoğu zaman kaçınılmaz şekilde tartışmalı hâle gelir ve keyfî algılanabilir. Soykırım olgusunu bir anlığına bir kenara koysak bile, cezai sorumluluğun kapsamı bir hayli geniştir. Ancak günümüzde pek çok soykırım uzmanı, bu “suçların suçu” olarak tanımlanan fiilin unsurlarının, tam anlamıyla tanımlanmasa da yeterince mevcut olduğunu, bu nedenle yasa dışı biçimde suça ortak olan kolaylaştırıcıların da fail olarak değerlendirilmesinin meşru sayılabileceğini belirtmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Karim Khan, bu bağlamda yaptığı açıklamada, mahkemenin yetkili dairesine iki İsrailli lider —Benjamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant— hakkında tutuklama emri çıkarılması yönünde çağrıda bulunmuştur. UCM Savcılığı, bu yüksek profilli failleri insanlığa karşı suçlar da dâhil olmak üzere bir dizi uluslararası suçla itham etmiştir; ancak bu listeye soykırım suçu dâhil edilmemiştir. Savcının açıklamasında, adı geçen iki İsrailli lider hakkında tutuklama kararı çıkarılması için gerekçe olarak öne sürülen suçlar açık biçimde sıralanmıştır. Bu suçların söz konusu liderlerin eylemleriyle bağlantılı olduğuna dair “makul” düzeyde bir kanaatin oluştuğu belirtilmiştir.

“Roma Statüsü’nün 8. maddesinin 2-b (xxv) bendine aykırı olarak sivilleri aç bırakmayı bir savaş yöntemi olarak kullanmak suretiyle işlenen savaş suçu;

Roma Statüsü’nün 8. maddesinin 2-a (iii) bendi ya da 2-c (i) bendi uyarınca, büyük acılara ya da ciddi bedensel ya da ruhsal yaralanmalara kasten sebep olmak veya zalimane muamele yoluyla işlenen savaş suçu;

Roma Statüsü’nün 8. maddesinin 2-a (i) bendi uyarınca kasten adam öldürmek ya da 2-c (i) bendi uyarınca cinayet yoluyla işlenen savaş suçu;

Roma Statüsü’nün 8. maddesinin 2-b (i) ya da 2-e (i) bentlerine aykırı olarak sivilleri hedef alan saldırılar düzenlemek suretiyle işlenen savaş suçu;

Roma Statüsü’nün 7. maddesinin 1-b ve 1-a bentlerine aykırı olarak —özellikle aç bırakma sonucu meydana gelen ölümler bağlamında— soykırım ya da cinayet eylemleri yoluyla işlenen insanlığa karşı suç;

Roma Statüsü’nün 7. maddesinin 1-h bendine aykırı olarak işlenen insanlığa karşı suç olarak zulüm;

Roma Statüsü’nün 7. maddesinin 1-k bendine aykırı olarak işlenen insanlığa karşı suç kapsamında diğer gayriinsanî fiiller.”

(Bu suçlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin faaliyet gösterdiği yasal çerçeveyi belirleyen Roma Statüsü hükümlerine dayanmaktadır.)

Buradan çıkarılması gereken esas sonuç şudur: İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin yarattığı yoğun tartışmanın ardında, soykırım suçlamasının ciddiye alınabilecek nitelikte olması yatıyor olabilir; ancak yalnızca bu değil, aynı zamanda UCM’nin tutuklama emri çıkarmasını haklı gösterecek düzeyde başka ciddi uluslararası suçlar da mevcuttur. UCM’nin kendisi bu kişilere dair fiilen tutuklama kararı çıkarmasa bile,

Savcı’nın yaptığı açıklama, bu bireylerin fail olarak tanımlanmasını meşru kılacak davranışlarda bulunduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Tam da bu noktada, gazetecilerin, fotoğrafçıların ve belgeselcilerin tanıklıkları ve kayıtlarıyla desteklenen vahşet anlarına ait görüntüler bu suçların işlendiğine dair yeterli kanıt sunmakta ve şu temel sonucun altını çizmektedir: İsrail’in siyasi ve askerî liderleri (muhtemelen bazı başka kişilerle birlikte) fail olarak değerlendirilmelidir. Örneğin, İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) bağlı keskin nişancıların, kimliği açıkça belli olan gazetecileri hedef alarak öldürmeleri; bu açık cinayet eylemlerinin ve sonrasında yürütülen örtbas çabalarının hiçbir cezai ya da idari yaptırımla karşılaşmaması, bu tabloyu daha da netleştirmektedir.

Göz ardı edilen ikincil bir mesele daha var. UCM Savcısı’nın açıklamasında, 7 Ekim saldırısını planladıklarına dair kendisine “makul” görünen bir gerekçeyle üç Hamas lideri için de tutuklama emri çıkarılması önerildi. Bu saldırının savaş suçu ve insanlığa karşı suçlarla neticelenecek şekilde gerçekleştirildiğine dair iddialar çok çeşitli kaynaklar tarafından haberleştirilmişti. Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: Bu Hamas liderleri, İsrailli liderlerle aynı anlamda “sanık” mıdır? Yani, 7 Ekim günü Hamas’ın yaptığı eylemler bağımsız kaynaklarla örtüşse bile, bu iki taraf aynı kategoride değerlendirilebilir mi? Benim kanaatime göre, bu iki farklı suçlamayı tek potada birleştirmek hem siyasi hem de ahlaki açıdan ciddi bir hatadır. İsrailli liderlere yönelik yargı sürecini makul kılan şey, yalnızca 7 Ekim’e verdikleri karşılık değil, bu cevabın başında kullandıkları açık soykırım dili, sivil nüfusu ve Gazze’nin hayati altyapısını hedef alan uzun soluklu yıkıcı saldırılar ve giderek daha fazla dile getirilen şu kuşkudur: İsrail’in asıl niyeti Hamas’ı ortadan kaldırmak değil, bu saldırıyı fırsata çevirerek işgal altındaki Filistin topraklarını İsrail’in egemen sınırlarına katmak suretiyle ülkenin toprak egemenliğini genişletmek olabilir.

Bu analiz, 7 Ekim saldırıları kapsamında işlendiği iddia edilen suçlar nedeniyle Hamas liderlerine yönelik tutuklama emirlerinin geçerliliğini sorgulamamaktadır. Ancak, böyle bir hukuki adım atılmadan önce, yaşananların gerçekte ne olduğunu ve hangi hafifletici koşulların mevcut olabileceğini ortaya koyacak bağımsız bir uluslararası soruşturmanın yürütülmesi gerektiğini savunmaktadır. Her şeyden önemlisi, İsrail ve Hamas’a yöneltilen suçlamaların aynı düzlemde birleştirilmesinin ima ettiği “eşdeğerlik” anlayışı sorgulanmaktadır. Çünkü İsrail’in bir yıla yayılan saldırılarının taşıdığı soykırımsal bağlam, hesap verilebilirliğe dair apayrı ve özel bir çağrı oluşturmaktadır. Bu bağlam, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi anlamda da çok daha ağır bir sorumluluk doğurur. Zira Gazze, İsrail’in sınır ötesi bir düşman devletine düzenlediği bir saldırının hedefi değil; 1967 Savaşı sırasında işgal edilen ve o günden bu yana “savaş zamanı işgalini” düzenleyen Dördüncü Cenevre Sözleşmesi uyarınca “işgal altındaki toprak” statüsünde olan bir bölgedir.

İsrail, 57 yıldır sürdürdüğü işgalle ilgili olarak ihdas edilmiş bu hukuki sınırlamaları sürekli olarak hiçe saymış; son derece sert ve ayrımcı bir kontrol rejimi inşa etmiştir. Bu rejim, Human Rights Watch ve Amnesty International gibi saygın uluslararası insan hakları kuruluşlarının —ve hatta İsrail merkezli B’Tselem’in— hazırladığı bir dizi bağımsız raporda, uluslararası hukuka göre “apartheid suçu” teşkil ettiği gerekçesiyle açıkça kınanmıştır. Buna ek olarak, İsrail; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne bağlı özel raportörler —yani bağımsız insan hakları uzmanları— tarafından da mükerrer şekilde, sömürgecilik sonrası dönemde görülen bir “yerleşimci sömürgeciliği” örneği olarak tanımlanmıştır. Bu gayrimeşru kılıcı statünün en güçlü ve ikna edici gerekçesi, İsrail’in, Filistinlilere kendilerini öz vatanlarında birer yabancı ve baskı altındaki insanlar gibi hissettirmek için sarf ettiği hem resmî hem de gayriresmî çabalardır. Bu sistematik çabalar sonuç olarak Filistinlileri çok yalın ve acımasız bir tercihle baş başa bırakmıştır: ya İsrail’in apartheid rejimine boyun eğmek ya da komşu ülkelere sığınıp, uluslararası hukuk tarafından tanınan “geri dönme haklarını” bir gün kullanabileceklerine dair umutlarını diri tutmak.

Bu koşullar altında, Hamas’ın saldırısı, ezilen bir halkın silahlı mücadelesini hukuki sorumluluktan muaf tutan meşru bir direniş hakkı biçiminde değerlendirilmelidir. Ancak, eğer Hamas’a atfedilen uluslararası suçlara dair iddialar tarafsız delillerle profesyonel biçimde belgelenir ve uluslararası düzeyde yetkilendirilmiş bir soruşturma komisyonu tarafından doğrulanırsa, Hamas da bu suçlardan sorumlu tutulabilir. Böyle bir süreç işlerse, yalnızca İsrailli liderlere —şiddetli direnişi teşvik ettikleri gerekçesiyle— değil, aynı zamanda Hamas liderlerine de —rehin alma gibi yasaklanmış direniş eylemlerini onayladıkları ve gerçekleştirdikleri gerekçesiyle— tutuklama emirleri önerilmesi hukuken kabul edilebilir hâle gelebilir.

Bu gelişmeler, UCM’nin faillerle ilgili uygulamaları açısından değerlendirildiğinde, 7 Ekim’in, onu takip eden İsrail saldırısından tamamen ayrı bir çerçevede ele alınması gerektiği sonucuna varmak için tatminkâr deliller olduğu görünmektedir. Hem İsrail hem de Hamas liderleri için tutuklama emirleri çıkarılması ihtimali olsa da, özellikle 8-9 Ekim’de İsrail tarafından başlatılan misilleme saldırısı bağlamında odaklanılması gereken asıl mesele, İsrailli liderlerin hesap sorulabilir failler olarak tanımlanıp tanımlanamayacağıdır. Bu bağlamda, İsrail liderlerinin kendi ifadelerinde yer alan insanlıktan çıkarıcı ve aşırı uçlarda dolaşan niyet beyanlarıyla birlikte, Gazze’deki Filistinli toplumun yaşam kabiliyetine yönelik süregiden ve eşi benzeri görülmemiş yıkım da göz önüne alınmalıdır — ki bu yıkım, Gazze halkının bireysel ve kolektif varoluşunu tehdit eden, giderek büyüyen bir tehlike hâline gelmiştir. Böylesine güçlü kanıtlar mevcutken, İsrailli failleri itibarsızlaştırmak ve hesap verebilir kılmak için yasal ve siyasi yollarla en zorlayıcı bir şekilde harekete geçmeyi geciktirmenin kabul edilebilir hiçbir bahanesi kalmamıştır. Üstelik, bu tür hukuki adımlar, her ne kadar uluslararası hukukun gelişimi açısından son derece önemli olsa da, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) soykırım kararı beklenmeksizin de atılabilir.

ABD Başkanı Joe Biden’ın, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail’in misilleme yoluyla uyguladığı şiddeti Hamas’ın gerçekleştirdiği terör saldırısıyla eşdeğer görmesine büyük bir öfkeyle tepki verdiği not edilmelidir. Oysa bu tepki, bu kitabın genel resimli anlatısıyla taban tabana zıttır. Zira okuyucu, sayfalar boyunca edindiği çok güçlü izlenimle, yaşanan insanî trajedinin ve siyasi şiddetin soykırıma varan bir düzeyde tırmanmasının asıl sorumlusunun büyük ölçüde İsrail’in işlediği suçlar olduğu sonucuna varmaktadır. Bu bağlam, UCM Savcısı’nın, Hamas’a yöneltilen suçlamaları İsrail ve ona yardım ve yataklık eden suç ortaklarına yöneltilen suçlamalarla aynı düzlemde ele almasının ne denli ciddi bir hata olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Suç Ortaklığının Önemi

UCM’nin İsrailli liderler hakkında önerdiği tutuklama emirleriyle başlatılan ve hâlâ sonuçlanmamış olan süreçte adı geçen üç kişi dışında da failler bulunmaktadır. Bazı egemen devletler, İsrail’in eylemlerini gerçekleştirebilmesi için olmazsa olmaz olan maddi ve sembolik destek sağlayarak bu süreci kolaylaştırmıştır. İsrail dışındaki pek çok hükûmet yetkilisi —ve Avrupa Komisyonu gibi bazı uluslararası kurumlar— Gazze’de sahada bulunan gazeteciler de dâhil olmak üzere çok sayıda tanık ve suçlayıcı kanıta doğrudan erişimleri olmasına rağmen, son iki yıl boyunca İsrail’e açık ve bilinçli biçimde destek vermeye devam etmiştir. Bu destek, Gazze’ye yönelik saldırının suç niteliğini —ve muhtemelen soykırım karakterini— tamamen kavramaya yetecek ölçüde bilgi sunmuş olmalıdır. Bu nedenle, söz konusu bireyler, uluslararası suçların işlenmesine fiilen katkı sağlamış olmaları bakımından, pratik anlamda kesinlikle faildirler.

İsrail’in liderlerinin birincil failler olarak tanımlanması, onlara yardım ve yataklık eden ikincil faillerden bağımsız düşünülemez. Bu tür suç ortaklığı, altta yatan suç örüntüsünün sürdürülmesini mümkün kılmaktadır. Sokak protestoları perspektifinden bakıldığında, aktivistler ve sivil toplum uzmanları arasında güçlü bir fikir birliği olduğu rahatlıkla söylenebilir: ABD, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ın siyasi liderleri, siyasi ve ahlaki düzlemde soykırımın failleri olarak görülmektedir. Ancak, bu kişilerin hukuki anlamda da fail olarak değerlendirilmelerinin gerekip gerekmediğine dair şüpheler vardır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Filistin halkına karşı işlenen suçlara ortaklığının sembolik doruk noktası ise, 24 Temmuz 2024’te Washington’da düzenlenen resmî bir etkinlikte İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya yapılan davet ve kendisine sunulan kurumsal ağırlamadır. Bu etkinliğin en dikkat çekici unsuru, İsrail’in bu kitapta “baş fail” olarak tanımlanan liderinin, ABD Kongresi’nin ortak oturumunda konuşma yapmak için hususi bir davet almış olmasıydı. Peki, İsrail’in suç politikalarının doğrudan uygulayıcısı olmasalar da, bu daveti yapan ABD Kongresi’nin iki kanadının liderleri de fail olarak değerlendirilmeli değil midir?

Aynı zamanda, bireylerin hükûmetler ya da hükûmetlerarası aktörlerle ilişkilendirilen suçlar nedeniyle uluslararası düzeyde sorumlu tutulmasına yönelik motivasyonun büyük ölçüde sembolik olduğu görülmektedir — esas amaç, belirli davranış örüntülerinin reddedilmesini teşvik etmektir; bireylerin işledikleri suçlar nedeniyle cezalandırılması ise ikincil planda kalmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında düzenlenen Nürnberg ve Tokyo Savaş Suçları Mahkemeleri, sorumluluğu yalnızca müttefiklerin elinde bulunup o sırada hayatta olan siyasi ve askerî liderlerle sınırlı tutmayı tercih etmişti. Takip eden davalarda ise daha çok doğrudan suça karışan kişilere odaklanılmış; sadece genel politika kararlarını şekillendiren ya da uygulayanlar kapsam dışında bırakılmıştı. Özetle, Nazi ırkçılığını ya da Japon emperyal politikalarını ideolojik olarak destekleyen kişiler resmî anlamda fail olarak yargılanmamıştı. Sorumluluğun bu şekilde sınırlandırılmasının pratik gerekçesi, Almanya ya da Japonya halklarının tümünü suçlu ilan etmekten kaçınmaktı — zira savaşı kazanan taraflar, böyle bir yaklaşımın barışa geçiş sürecini zorlaştıracağına inanıyordu. Bu düşünce tarzı, faillerin hukuken tanımlanmasında güçlü sınırlamalara gidilmesi gerektiği yönündeki argümanı destekler niteliktedir.

Son Bir Not

Bu kitaptaki dehşet verici vahşet ve acı görüntülerinin, İşgal Altındaki Filistin topraklarında yaşayanların hayatta kalma mücadelesini ve en azından kendi kaderini tayin etme haklarını kullanma çabasını güçlendirebilmesini umuyorum. Aynı zamanda, bu görsellerin -bireysel vahşet olaylarının dehşet verici niteliğine ya da “meşru müdafaa” ve “güvenlik” gibi gerçekliği olmayan anlatılara kapılmadan- dünyanın dört bir yanındaki insanların, ellerindeki bu çarpıcı kanıtları kullanarak, İsrail’in bütüncül ve örgütlü suç saldırısının faillerini teşhis etmesine ve itibarsızlaştırmasına katkı sağlayacağını da umuyorum.

İsrail’in verdiği karşılığın soykırımsal bağlamını, bu yönde verilmiş resmî bir hukuki karar olmasa bile, doğru şekilde kavramak da en az diğerleri kadar önemlidir. En güvenilir kamusal söylemi şekillendiren siyasi ve ahlaki değerlendirmeler, bu sonuca aylar önce varmış durumdadır. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), ileride İsrail’e soykırım suçunun atfedilip edilemeyeceğine dair kararını verdiğinde, bu karar failler olarak tanımlanan bireylere yönelik hukuki sürecin nasıl ilerleyeceğini belirleyecektir. Ancak Gazze’deki insani felaketin aciliyeti ve büyüklüğü göz önüne alındığında, UAD’nin yavaş işleyen süreçlerini beklememek için fazlasıyla haklı gerekçelerimiz vardır. Artık, hem birincil ve ikincil faillerle etkili şekilde mücadele etmek hem de yerlerine, İsrail’in son iki yıldaki politikalarını savunan yeni kişilerin gelmeyeceğine dair beklentileri paylaşmak için yeterli kanıta sahibiz. Unutmamalıyız ki, Soykırım Sözleşmesi yalnızca cezalandırmayı değil, aynı zamanda soykırımın önlenmesini ve soykırıma teşvik veya tahriki yasaklamayı da kapsamaktadır. Bu sorumluluk yalnızca hükûmetlere ya da Birleşmiş Milletler’e değil, tüm dünya halklarına aittir.

Prof. Richard Falk
Eski BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları İnsan Hakları Özel Raportörü

Birinci Bölüm

Soykırımın Mimarları ve Uygulayıcıları
İsrail’in Gazze’de işlediği soykırımın arkasındaki karar alıcıları ve uygulayıcıları mercek altına alan bu bölüm, 75 yıllık bir suç tarihinin son halkasını oluşturan mevcut İsrail hükûmetinin detaylı bir profilini sunmaktadır. 1948’den günümüze uzanan kronolojik bir analizle başlayan bölüm, özellikle 7 Ekim 2023 sonrası dönemde işlenen suçların Roma Statüsü kapsamındaki karşılıklarını detaylandırmaktadır. Netanyahu kabinesindeki her bir yetkilinin bireysel sorumluluğunu ve karar mekanizmalarındaki rolünü belgeleyen bu bölüm, aynı zamanda yerleşimci sömürgeciliğinin sistematik şiddetini ve hukuki boyutunu da ele almaktadır. İnfografikler, zaman çizelgeleri ve kapsamlı suç haritalarıyla desteklenen analizler, soykırımın planlı ve sistematik doğasını gözler önüne sermektedir.
Benjamin Netanyahu
Benjamin Netanyahu
İsrail Başbakanı
Yoav Gallant
Yoav Gallant
Eski İsrail Savunma Bakanı
Isaac Herzog
Isaac Herzog
İsrail Cumhurbaşkanı
Israel Katz
Israel Katz
İsrail Savunma Bakanı
Bezalel Smotrich
Bezalel Smotrich
İsrail Maliye Bakanı
Amichay Eliyahu
Amichay Eliyahu
İsrail Kültürel Miras Bakanı
Benny Gantz
Benny Gantz
Eski İsrail Devlet Bakanı ve Eski İsrail Savaş Kabinesi Üyesi
Itamar Ben-Gvir
Itamar Ben-Gvir
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı
Yoav Kisch
Yoav Kisch
İsrail Eğitim Bakanı
Eli Cohen
Eli Cohen
İsrail Enerji ve Altyapı Bakanı
Avi Dichter
Avi Dichter
İsrail Tarım Bakanı
May Golan
May Golan
İsrail Toplumsal Eşitlik ve Kadının Statüsünün Geliştirilmesi Bakanı
Shlomo Karhi
Shlomo Karhi
İsrail İletişim Bakanı
Gila Gamliel
Gila Gamliel
İsrail İstihbarat / Bilim ve Teknoloji Bakanı
Almog Cohen
Almog Cohen
İsrailli Aşırı Sağcı Yahudi Gücü Partisi Milletvekili
Gideon Sa’ar
Gideon Sa’ar
İsrail Dışişleri Bakanı
Nir Barkat
Nir Barkat
İsrail Ekonomi ve Sanayi Bakanı
Nissim Vaturi
Nissim Vaturi
İsrail Meclisi Başkan Yardımcısı
Avigdor Lieberman
Avigdor Lieberman
Eski İsrail Savunma Bakanı ve Yisrael Beytenu Partisi Başkanı
Ghassan Alian
Ghassan Alian
İsrail’in İşgali Altındaki Topraklarda Hükûmet Faaliyetleri Koordinatörü (COGAT)
Omer Bar-Lev
Omer Bar-Lev
Eski İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı
Giora Eiland
Giora Eiland
Eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı
Moshe Feiglin
Moshe Feiglin
Zehut Partisi Lideri
Boaz Bismuth
Boaz Bismuth
Likud Partisi Milletvekili
Ariel Kallner
Ariel Kallner
Likud Partisi Milletvekili
Revital Gotliv
Revital Gotliv
Likud Partisi Milletvekili
Amit Halevi
Amit Halevi
Likud Partisi Milletvekili
Galit Distel Atbaryan
Galit Distel Atbaryan
Eski İsrail Enformasyon Bakanı, Likud Partisi Milletvekili
Gilad Keinan
Gilad Keinan
İsrail Hava Kuvvetleri Hava Operasyonları Komutanı, Tuğgeneral
Herzi Halevi
Herzi Halevi
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı
Ezra Yachin
Ezra Yachin
1948 Nakbası sırasında gerçekleştirilen Deyr Yasin Katliamı’na katılmış 95 yaşındaki İsrail ordusu yedek askeri
Galit Raguan
Galit Raguan
İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’ndaki Avukatı
Makale

İkinci Bölüm

Soykırımın Küresel Ortakları: Silah, Sermaye ve Diplomatik Kalkan
Gazze’deki soykırımın İsrail’in tek başına gerçekleştirebileceği bir eylem olmadığını ortaya koyan bu bölüm, küresel ortakların rolünü iki temel başlık altında incelemektedir.
İlk olarak, İsrail’e sağlanan silah ve sermaye desteğinin detaylı bir analizi sunulmaktadır. ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin sağladığı askerî ve ekonomik desteğin boyutları, şirketlerin rolü ve finansal mekanizmalar açıklanmaktadır.
İkinci kısımda ise bu desteğin diplomatik boyutu ele alınmaktadır. AIPAC gibi lobilerin Amerika siyasetindeki etkisinden, Batı dünyasının İsrail yanlısı tutumuna ve uluslararası örgütlerdeki blokaj mekanizmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, soykırımın siyasi kalkanı deşifre edilmektedir.
Batılı Liderlerden İsrail’e Koşulsuz Destek Mesajı

Ülkelerimiz, İsrail’in kendisini ve halkını bu vahşetlere karşı savunma çabalarında İsrail’i destekleyecektir. Ayrıca, İsrail’e düşman olan hiçbir tarafın bu saldırıları istismar ederek avantaj elde etmeye çalışmaması gerektiğinin altını çiziyoruz.

Joseph R. Biden
Joseph R. Biden
Eski ABD Başkanı
Antony J. Blinken
Antony J. Blinken
Eski Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı
Rishi Sunak
Rishi Sunak
Eski Birleşik Krallık Başbakanı
Olaf Scholz
Olaf Scholz
Eski Almanya Şansölyesi
Annalena Baerbock
Annalena Baerbock
Eski Almanya Dışişleri Bakanı
Emmanuel Macron
Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı
Georgia Meloni
Georgia Meloni
İtalya Başbakanı
Ursula von der Leyen
Ursula von der Leyen
Avrupa Komisyonu Başkanı
İsrail ordusunun saldırılarında büyük yıkıma uğrayan ve neredeyse sağlam yapının kalmadığı Gazze kenti ile Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinliler, enkaz hâlindeki bölgelerde yaşama tutunmaya çalışıyor. İsrail, Gazze’ye yönelik saldırılarında evlerin yanı sıra sivillerin sığındığı Birleşmiş Milletler’e ait yapıları, okulları, hastaneleri, camileri, kiliseleri ve birçok tarihî yapıyı kasıtlı olarak hedef alarak yıktı. İsrail ordusunun saldırıları nedeniyle yerinden edilen Filistinlilerin, güneyden kuzeydeki topraklarına dönüşü devam ediyor.
3 Şubat 2025, Gazze-Filistin (AA - Ali Jadallah)
İsrail ordusunun saldırılarında büyük yıkıma uğrayan ve neredeyse sağlam yapının kalmadığı Gazze kenti ile Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinliler, enkaz hâlindeki bölgelerde yaşama tutunmaya çalışıyor. İsrail, Gazze’ye yönelik saldırılarında evlerin yanı sıra sivillerin sığındığı Birleşmiş Milletler’e ait yapıları, okulları, hastaneleri, camileri, kiliseleri ve birçok tarihî yapıyı kasıtlı olarak hedef alarak yıktı. İsrail ordusunun saldırıları nedeniyle yerinden edilen Filistinlilerin, güneyden kuzeydeki topraklarına dönüşü devam ediyor.
Makaleler

Üçüncü Bölüm

Soykırımın Kültürel Cephesi: Akademi, Medya ve Sanat Dünyasının Sessizliği
Soykırımın sürdürülebilmesinde doğrudan destek verenler kadar sessiz kalanların da rolü büyüktür. Bu bölüm, üç temel alanda sessizliğin ve etkisizliğin nasıl suç ortaklığına dönüştüğünü incelemektedir. Öncelikle akademik dünyadaki baskı ve direniş ele alınmakta, üniversitelerdeki Filistin dayanışmasının nasıl bastırıldığı ve akademik özgürlüğün sınırları tartışılmaktadır. İkinci olarak, ana akım medyanın İsrail yanlısı yayın politikaları, dezenformasyon stratejileri ve sansür mekanizmaları analiz edilmektedir. Son olarak da kültür-sanat dünyasındaki sessizlik, destek ve bölünmeler incelenmekte, sanat dünyasının bu insanlık trajedisi karşısındaki tutumu değerlendirilmektedir.
The New York Times’ın “Kampüs Protestoları Rusya, Çin ve İran’a ABD’deki Bölünmeyi Kullanma Fırsatı Veriyor” başlıklı haberinde Filistin’e destek gösterileri doğrudan yabancı güçlerin istismar ettiği bir iç tehdit olarak konumlandırılıyor.
Makaleler
frame

İsrail Ordusunun Ekim 2023’ten Bu Yana Sistematik Saldırıları

Ekim 2023- Ocak 2026 arasında

İsrail’in Gazze’deki saldırılarının bilançosu

Filistinli İsrail ordusu tarafından Gazze’de öldürüldü

Filistinli İsrail ordusu tarafından Gazze’de öldürüldü

kişi kayıp

kişi kayıp

kişi yaralandı

kişi yaralandı

154'ü çocuk 460 Filistinli açlıktan hayatını kaybetti

154'ü çocuk 460 Filistinli açlıktan hayatını kaybetti

Gazze'de 311'i 7 Ekim'den sonra dogup yasamını yitirenler olmak üzere bir yas altı 1015 bebek hayatını kaybetti.

Gazze'de 311'i 7 Ekim'den sonra dogup yasamını yitirenler olmak üzere bir yas altı 1015 bebek hayatını kaybetti.

çocuk annesini ya da her ikisini birden kaybetti

çocuk annesini ya da her ikisini birden kaybetti

çocuk yaşamını yitirdi

çocuk yaşamını yitirdi

kadın hayatını kaybetti

kadın hayatını kaybetti

kişi yerinden edildi

kişi yerinden edildi

55%
öldürülenlerin içinde çocuk ve kadınların oranı
sağlık çalışanı yaşamını yitirdi

sağlık çalışanı yaşamını yitirdi

sivil savunma görevlisi hayatını kaybetti

sivil savunma görevlisi hayatını kaybetti

gazeteci öldürüldü

gazeteci öldürüldü

sağlık çalışanı alıkoyuldu

sağlık çalışanı alıkoyuldu

gazeteci gözaltına alındı veya alıkonuldu

gazeteci gözaltına alındı veya alıkonuldu

İsrail Ordusunun Sistematik Saldırıları
17.10.2023
El-Ehli Baptist katliamı
El-Ehli Baptist katliamı
İsrail, 17 Ekim 2023’te Gazze şehri’ndeki El-Ehli Baptist Hastanesi’nin avlusunu bombalayarak çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 500’den fazla Filistinliyi öldürdü. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu o dönemde hastanenin bombalanmasından Filistinli grupların sorumlu olduğunu iddia etti.
20.10.2023
Aziz Porphyrius Kilisesi katliamı
Aziz Porphyrius Kilisesi katliamı
İsrail ordusunun 20 Ekim 2023 tarihinde Gazze’deki Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi’ne yaptığı saldırıda 18’i Hristiyan Gazzeli olmak üzere 20 kişi hayatını kaybetti. İnşa tarihi 425 yılına uzanan Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi’ne İsrail’in saldırıları nedeniyle yerlerinden olan yüzlerce Hristiyan ve Müslüman sığınmıştı.
31.10.2023
Cibaliye katliamı
Cibaliye katliamı
İsrail savaş uçakları, 31 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki kalabalık bir yerleşim bölgesini hedef alarak çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 1.000 Filistinliyi öldürdü ve yaraladı.
18.11.2023
El-Fahura Okulu katliamı
El-Fahura Okulu katliamı
İsrail ordusu 18 Kasım 2023’te Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda, BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) bünyesindeki, çok sayıda kişinin sığındığı El-Fahura Okulu’nu bombaladı. İsrail saldırısında 200’den fazla kişi öldü.
29.02.2024
Nablusi Kavşağı katliamı
Nablusi Kavşağı katliamı
İsrail ordusu, 29 Şubat 2024’te Gazze kentinin güneyinde, Gazze Şeridi’ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi üzerindeki Nablusi Kavşağı’nda insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef aldı. İsrail ordusu “Un Katliamı” olarak da bilinen katliamda 118 kişiyi öldürdü, 760 kişiyi de yaraladı.
08.03 - 01.04.2024
Şifa Hastanesi katliamı
Şifa Hastanesi katliamı
İsrail güçleri, 8 Mart - 1 Nisan 2024 tarihleri arasında Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde iki hafta süren uzun kuşatma sırasında hastane içinde ve çevresinde 400 Filistinliyi öldürdü. İsrail ordusunun saldırılarından sonra çekildiği hastane kompleksinin içinde 3 toplu mezar bulundu.
26.05.2024
Refah katliamı (çadır yangınları)
Refah katliamı (çadır yangınları)
İsrail ordusunun, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) saldırıları durdurma kararı aldığı Gazze Şeridi’ndeki Refah kentinde 26 Mayıs 2024’te yerinden edilen Filistinlilerin çadırlarına düzenlediği saldırıda 45 Filistinli hayatını kaybetti.
08.06.2024
Nuseyrat Mülteci Kampı katliamı
Nuseyrat Mülteci Kampı katliamı
İsrail ordusunun 8 Haziran 2024’te Deyr el-Belah kentindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaptığı katliamda İsrail askerleri Filistinliler gibi giyindi ve 2 sivil araç kullandı. İsrail ordusunun 4 İsrailli esirin kurtarıldığını açıkladığı ve yüzlerce Filistinlinin ölümüyle sonuçlanan kanlı katliamda 64’ü çocuk, 57’si kadın olmak üzere 274 Filistinli hayatını kaybetti. Saldırıda 153’ü çocuk, 161’i kadın 698 Filistinli de yaralandı.
13.07.2024
Mevasi katliamları
Mevasi katliamları
İsrail ordusu 13 Temmuz 2024’te Gazze Şeridi’nde yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı ve daha önce “güvenli bölge” ilan edilen Han Yunus kentinin El-Mevasi bölgesine korkunç bir saldırı gerçekleştirdi. Saldırıda çoğunluğunu çocuklar ve kadınların oluşturduğu en az 90 kişi öldü, 300 kişi de yaralandı. İsrail’in Mevasi’de 10 Eylül 2024’de başlattığı ikinci katliamda 40 Filistinli yaşamını yitirirken 60 Filistinli ise yaralandı.
10.08.2024
Et-Tabiin Okulu katliamı
Et-Tabiin Okulu katliamı
İsrail savaş uçakları 10 Ağustos 2024’te büyük bir katliama daha imza attı. Ordu kanlı saldırıyı Gazze’nin doğusundaki Derec Mahallesi’nde yerinden edilen sivillerin sığındığı Et-Tabiin Okulu’na Filistinlilerin sabah namazını kıldığı sırada gerçekleştirdi. Binlerce kişinin sığındığı okula yapılan saldırıda aralarında çocuklar ve kadınların da olduğu en az 100 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı.
27.09.2024
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları
İsrail’in 8 Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’a düzenlediği saldırılarda, 1.106’sı kadın ve çocuk, 222’si sağlık çalışanı olmak üzere toplam 4 bin 37 kişi hayatını kaybetti, 16 bin 638 kişi yaralandı ve yaklaşık 1,9 milyon kişi yerinden edildi (624 bini Suriye’ye göç etti). 27 Kasım 2024’te ilan edilen ateşkes, İsrail tarafından defalarca ihlal edildi ve bu ihlaller sonucunda 14 Lübnanlı daha hayatını kaybetti. Bu süreçte Hizbullah lideri Hasan Nasrallah da 27 Eylül 2024’te gerçekleşen Beyrut saldırısında öldürüldü.
10.2024
Nuseyrat Kampı saldırıları
Nuseyrat Kampı saldırıları
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’na karşı Aralık 2024’te yeni bir kara operasyonu başlattı. 17 araç ve çok sayıda askerle gerçekleştirilen saldırıda, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 50’den fazla sivil hayatını kaybetti veya yaralandı. Operasyon sırasında en az 20 bina tamamen yıkıldı. Bu, 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in kampın el-Cedid bölgesine düzenlediği beşinci saldırı olup, bu bölgede şimdiye kadar düzenlenen saldırılarda toplam 100’den fazla Filistinli hayatını kaybetti.
08.12.2024
İsrail’in Suriye’deki saldırıları ve işgali
İsrail’in Suriye’deki saldırıları ve işgali
Suriye’de, 27 Kasım 2024’te şiddetlenen çatışmaların ardından 8 Aralık 2024’te 61 yıllık Baas rejiminin çökmesiyle eş zamanlı olarak İsrail ordusunun ülkeye saldırıları arttı. Rejim ordusundan kalan askerî altyapı ve imkânları imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Suriye toprağı Golan Tepeleri’ndeki 1967’de başlayan işgalini genişletti. 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşmasıyla belirlenen Golan Tepeleri civarındaki tampon bölgeye giren İsrail ordusu, işgali daha da ileriye taşıyarak başkent Şam’ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu.
20.01.2025
Cenin’e hava saldırıları
Cenin’e hava saldırıları
İsrail güçleri, Gazze’de 20 Ocak 2025’te başlayan ateşkese rağmen Batı Şeria’nın Cenin kentine yönelik saldırılarını sürdürüyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki İsrail şiddeti giderek tırmanıyor. Bu süreçte bölgede 860 Filistinli hayatını kaybederken, düzenlenen baskınlarda 14 bin 300’den fazla Filistinli gözaltına alındı. Son olarak Nablus, El Halil, Kalkilya ve Ramallah kentlerinde gerçekleştirilen operasyonlarda, aralarında eski tutukluların ve iki kadının da bulunduğu 20 kişi daha gözaltına alındı.
21.01.2025
Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tulkarim saldırıları
Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tulkarim saldırıları
İsrail, 19 Ocak 2025’teki Gazze ateşkesinden sonra Batı Şeria’da şiddeti artırdı. Bölgede 898 kontrol noktası kuruldu. 21 Ocak’ta Cenin’de başlayan, sonra Tubas ve Tulkarim’e yayılan saldırılarda Cenin’de 20 bin kişi yerinden edildi. Cenin’de 2 yaşında bir bebek dâhil 25 kişi, Tulkarim’de 11 yaşında bir çocuk ve 8 aylık hamile bir kadın öldürüldü. 2025 başından beri Batı Şeria’da 11’i çocuk toplam 75 Filistinli hayatını kaybetti.
18.03.2025
İsrail’in ateşkesi bozan saldırıları
İsrail’in ateşkesi bozan saldırıları
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde 19 Ocak 2025’te yürürlüğe giren ateşkesin ardından 18 Mart sabahı şiddetli saldırılarına yeniden başladı. Saldırıların yeniden başlamasından itibaren ilk 3 ayda çoğunluğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere bin 652 Filistinli hayatını kaybetti, 4 bin 391 kişi yaralandı.
23.03.2025
Sağlık ve sivil savunma görevlilerinin katledilmesi
Sağlık ve sivil savunma görevlilerinin katledilmesi
İsrail askerlerince Gazze Şeridi’nde 23 Mart 2025’te öldürülen Birleşmiş Milletler’e bağlı bir ajansın çalışanının da aralarında olduğu 15 ilk yardım ve sağlık personeli ile sivil savunma çalışanının naaşları, Ramazan Bayramı’nın ilk günü toplu şekilde gömüldükleri yerden çıkarıldı. Üniformaları ve eldivenleriyle bulunan naaşlar arasında 8 Filistin Kızılayı, 6 Filistin Sivil Savunma Teşkilatı ve 1 BM personeli bulunuyordu.
03.04.2025
Dar el-Erkam Okulu katliamı
Dar el-Erkam Okulu katliamı
İsrail savaş uçakları Gazze’de yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Dar el-Erkam Okulu’na 3 Nisan 2025’te saldırı düzenledi. Saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu 31 Filistinli yaşamını yitirdi.
09.04.2025
Şucaiye katliamı
Şucaiye katliamı
İsrail savaş uçakları, 9 Nisan 2025’te Gazze Şehri’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesi’nde Bağdat Caddesi üzerindeki yerleşim bölgesini yüksek tahrip gücüne sahip bombalarla hedef aldı. Saldırıda 10 ev tamamen yıkıldı ve 35’ten fazla Filistinli hayatını kaybetti, 85’ten fazla kişi yaralandı. Öldürülenlerin çoğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşurken, çok sayıda kişi de enkaz altında kaldı.
27.05-06.10.2025
Yardım dağıtım noktalarındaki saldırılar
Yardım dağıtım noktalarındaki saldırılar
ABD’nin arka çıktığı, İsrail’in de desteklediği “Gazze İnsani Yardım Vakfı” (GHF) kontrolündeki dağıtım noktalarında Filistinlilere rastgele ateş açıldığı görüntülendi. 27 Mayıs-6 Ekim 2025 tarihleri arasında bu sözde yardım dağıtım noktalarındaki sistematik saldırılarda 2 bin 610 kişi yaşamını yitirdi, 19 bin 143 kişi yaralandı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İsrail ordusunun GHF noktalarından erzak almaya çalışan en az 410 Filistinliyi öldürdüğünü duyurdu.
13-25.06.2025
İsrail-İran çatışması
İsrail-İran çatışması
İsrail’in 13 Haziran’da İran’a başlattığı ve ABD’nin müdahil olduğu 12 günlük çatışmada, İran Sağlık Bakanlığı verilerine göre 627 kişi hayatını kaybetti, en az 4 bin 870 kişi yaralandı. İsrail ordusu, saldırılarında en az 25 İranlı üst düzey komutan ve 11 bilim insanını hedef alarak öldürdü.
11.08.2025
Gazetecilerin çadırına saldırı
Gazetecilerin çadırına saldırı
İsrail ordusu, Gazze kentindeki Şifa Hastanesi yakınlarında gazetecilerin bulunduğu çadıra saldırı düzenledi. Saldırıda 2’si Al Jazeera muhabiri olmak üzere 6 gazeteci yaşamını yitirdi. 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in Gazze’de öldürdüğü gazeteci sayısı 238’e ulaştı.
15.08.2025
Açlığın silah olarak kullanılması
Açlığın silah olarak kullanılması
Birleşmiş Milletler’in desteklediği Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), 15 Ağustos itibarıyla Gazze’de kıtlığın en şiddetli seviyesi olan 5. aşamada olduğunu bildirdi. Tel Aviv yönetiminin uyguladığı sistematik açlık politikası nedeniyle soykırımın başlangıcından 6 Ekim 2025’e kadar Gazze Şeridi’nde 154’ü çocuk olmak üzere 460 kişi yetersiz beslenme nedeniyle yaşamını yitirdi.
09.09.2025
İsrail’in Doha saldırısı
İsrail’in Doha saldırısı
İsrail ordusu, 9 Eylül’de Katar’ın başkenti Doha’da Hamas müzakere heyetinin bulunduğu binaya savaş uçaklarıyla saldırı düzenledi. Hamas’ın lider kadrosunun kurtulduğu saldırıda, Hamas Siyasi Büro üyesi Halil el-Hayye’nin oğlu, 4 Hamas mensubu ve 1 Katar polisi olmak üzere 6 kişi hayatını kaybetti. Saldırıdan önce İsrail’in ABD’yi bilgilendirdiği ve bölgedeki en büyük ABD hava üssü El-Udeyd’in saldırıyı “görmezden gelmiş olabileceği” iddia edildi.
01.10.2025
Küresel Sumud Filosu’na saldırı
Küresel Sumud Filosu’na saldırı
Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için yola çıkan Küresel Sumud Filosu, 1 Ekim akşamı Gazze sularına yaklaştığında İsrail ordusu tarafından saldırıya uğradı. İsrail ordusu onlarca tekne ve gemiyi yasa dışı şekilde ele geçirerek yüzlerce yolcuyu alıkoydu. Filo, bugüne kadar Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için toplu şekilde yola çıkan en büyük filo olma özelliğini taşıyordu.
09-10.10.2025
Gazze’de Ateşkes Anlaşması
Gazze’de Ateşkes Anlaşması
Türkiye’nin de katılımıyla Mısır’da varılan anlaşma sonrası Gazze Şeridi’nde ateşkes 9 Ekim’de yerel saatle 12.00’de yürürlüğe girdi. İsrail ordusu işgal ettiği bazı bölgelerden kısmi olarak çekilmeye başladı. Gazze Sağlık Bakanlığı, ateşkes öncesi son 24 saatte İsrail’in sürdürdüğü saldırılarda 17 kişinin öldüğünü, 71 kişinin yaralandığını bildirdi.
frame

Sanık

Ne yazık ki, Gazze’deki soykırımın sorumluları çoktur. Bunların basında, İsrail’in soykırım niteliğindeki savaşının açık failleri geliyor: Netanyahu’dan başlayarak onun askerî liderleri, bakanlar kurulu, cumhurbaşkanı, bürokratları, askerleri ve yerleşimcilerine kadar uzanan bir zincir. Ancak burada bitmeyen bu zincire suça ortak olanlar da dâhil. Bunlar arasında birçok Batı ülkesinin ve Avrupa Birliği’nin cumhurbaşkanları, başbakanları ile kasıtlı olarak haberleri sansürleyen İsrail lobileri ve medya kuruluşları yer alıyor. Ve elbette, dünyada sayısız insan, bu soykırımı görmezden gelmiş, hatta Nazi imha politikalarını ve uygulamalarını hatırlatan bu vahşetin varlığını inkâr etmiştir. Tarih, onları bagışlamayacaktır. Gazze’de ne olup bittiğini bilmediklerine dair inkârları, SANIK tarafından yalanlanmaktadır. Bu eser, Gazze’deki soykırımın canlı tasvirini ve suça ortaklık suçlamalarını ortaya koyarak, bu vahşete doğrudan ya da dolaylı şekilde katkı sunmus olan herkese yöneltilmiş bir itham niteliğindedir.

John Dugard
Profesör, avukat ve eski BM İsgal Altındaki Filistin Topraklarındaki İnsan Hakları Durumu Özel Raportörü (2001-2008), Lahey, Mayıs 2025
Soykırımın Sanıkları
İsrail’de Netanyahu yönetiminin Gazze Şeridi’ndeki sivillere yönelik hiçbir ahlaki, insani ve yasal sınır tanımayan, soykırım boyutları kazandığı uluslararası yargı mercileri tarafından da tescillenen saldırıları kadar, hatta belki bundan daha fazla dehşet ve endişe verici olan husus, uluslararası camianın 7 Ekim 2023 tarihinden beri aralıksız devam eden bu siddet karsısındaki sessizligi ve kayıtsızlıgı oldu.
Çogu çocuk ve kadın, üzerlerine yağan bombalardan kaçarak derme çatma çadırlara sığınan, açlıga mahkûm edilen, bu defa sığındıkları çadırlarda hedef alınarak öldürülen, yakılan, sakat bırakılan Filistinlilerin çığlıkları, “özgür ve uygar dünyanın” dikkatini çekmedi. Şiddetin dozu arttıkça koyulaşan bu sessizlik ve kayıtsızlık, Netanyahu hükûmetinin daha cüretkâr davranmasına ve bunun sonucu olarak yeni katliamlara zemin hazırladı.
Anadolu Ajansının KANIT ve TANIK’tan sonra Gazze soykırımına dair üçlemenin son halkası olarak yayımladıgı SANIK ile bir suç dosyası bütün unsurlarıyla tamamlanmış oluyor. SANIK, öncelikle Gazze’deki siddet ve yıkımdan birinci derecede sorumlu olan Netanyahu yönetimine odaklanıyor; bazıları İsrail yasalarına göre de suçlu olan fanatik isimlerden tesekkül etmis bu yönetimin, çocukların öldürülmesini, sivil halka ait meskenlerin yerle bir edilmesini, ağaçların yakılmasını dahi bir kazanım ve zafer olarak gören hastalıklı zihniyetini bütün karanlığıyla ortaya koyuyor. Sağladıkları askerî ve siyasi destekle Netanyahu hükûmetinin katliam makinesini işler hâlde tutan, politikadan is dünyasına, akademiden kültür sanat dünyasına kadar, soykırımla dogrudan ve dolaylı bağlantısı olan bütün çevreleri, bir gün bu utançla yüzleserek hesap verecekleri umudu ve kararlılıgıyla kayda geçiriyor.
AA Kitap Logo
  • Anadolu Ajansı Adına İmtiyaz Sahibi
    Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür
    Serdar Karagöz
  • Yayın Koordinatörü
    Oğuz Karakaş
  • Tashih - İngilizce Çeviri
    Ömer M. Çolakoğlu
  • Yayın Yönetmeni
    Hayri Çetinkuş
  • Arapça Çeviri
    Hişam Şabani
  • Editörler
    Göksel Ulutabak, Selman Aksünger
  • Grafik Tasarım
    Burak Topkar
  • Web Tasarım
    Ataberk Kalaycı, Hüseyin Said Demirbaş, Yunus Eş, Yusuf Eş
  • Kapak Fotoğrafı
    Mustafa Alkharouf
  • Katkıda Bulunanlar
    Abdullah Veli Uçar, Aykut Ünlüpınar, Buğra Çelikbilek, Fatma Nur Öztürk, Fethullah Ceylan, Halil İbrahim İzgi, İhsan Gürsoy, İsa Terli, Mekki Arvas, Mevlüt Eren, Salih Zeki Fazlıoğlu, Samed Karagöz, Sinem Özdemir, Soner Doğan
© Anadolu Ajansı 2026