Content Advisory

Hassas İçerik Uyarısı

Bu site, savaş suçları gibi hassas konuları işlemekte olup, yaralı veya ölmüş insanları gösteren birçok detaylı görsel içermektedir.

İsrail’in Diplomatik Kalkanı: AIPAC ve İsrail Lobisinin Siyasetteki Anatomisi
Prof. Walter L. Hixson
Akron Üniversitesi

George Orwell’in distopik romanı 1984 ile AIPAC’in ABD’nin İsrail politikasına etkisi arasında bazı benzerlikler ve paralellikler bulunmaktadır. Gerçek hayatta “Orwellyen” nitelemesini hak eden bir kurum varsa, o da AIPAC’tir. AIPAC’in internet sitesinde geçen “ahlaki değerleri teşvik etmek” gibi ifadeleri düşünün… Ki bu, İsrail’e sorgusuz sualsiz verilen desteğin gerekçesi olarak sunulmaktadır. Gazze’de çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 50.000’den fazla insanın katledildiği, sadece açlık ve hastalığın hayat bulabildiği amansız ve görünürde sonsuz bir soykırımın ortasında “ahlaki değerler” söylemini kullanmaktan daha Orwellyen bir şey olabilir mi?

Aslında olabilir. Aynı cümle içinde AIPAC, ABD-İsrail ilişkilerinin “barış ve istikrarı teşvik ettiğini” de iddia etmektedir. Oysa gerçeklik bunun tam tersini göstermektedir: İsrail, ortaya çıktığı zamandan bu yana doğasında saldırganlık olan bir savaş devletidir. Günümüzde ise Başbakan Benjamin Netanyahu yönetiminde, İsrail, Gazze’nin ötesine taşarak, kadim hedeflerinden biri olan Lübnan’a kadar uzanan, ayrım gözetmeyen bir savaşın yayılmasından kendisine adeta şanlı bir konum devşirmektedir. Netanyahu’nun en çok istediği şey, ABD’nin devasa askerî gücünün daima İsrail adına seferber olacağının bilinciyle İran’la topyekûn bir savaştır.

Yuvarlak söylemler içeren bu Orwellyen iki yüzlülük, İsrail lobisinin en çok başvurduğu klişelerden biri olan “İsrail Orta Doğu’daki tek demokrasidir” iddiasına da sirayet etmiştir. Bu iddia, İsrail’in ABD desteğini hak ettiğine dair en yaygın argümanlardan biridir. Oysa İsrail, 2018 yılında çıkardığı “ulus-devlet yasası” ile Yahudiliği ve İbraniceyi resmî düzeyde üstün unsurlar olarak tanımış, Yahudi yerleşimlerini “ulusal bir değer” ilan etmiştir. Bugün, yasa dışı şekilde işgal edilen Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te —ki burası, hayali iki devletli çözüm planına göre Filistin’in başkenti olması gereken yerdi— 720.000’den fazla Yahudi “yerleşimci” yaşamaktadır. İsrail’in 1967’de başlattığı saldırı savaşının ardından bu çözüm planını sürekli olarak sabote ettiği bilinen bir gerçektir.

Bu durumda İsrail’in bir demokrasi olduğunu iddia etmek, ancak Orwellyen bir dil kullanıldığında mümkün olur. Hakikatin diliyle konuşulduğunda ise, İsrail, bir halkı ve bir dini diğerlerinin üstünde tutan, onlarca yıldır yasa dışı bir işgali ve bu işgalin doğal sonucu olan yerli halkın mülksüzleştirilmesini sistemli biçimde sürdüren bir apartheid devletidir.

İsrail lobisi, İsrail demokrasisine dair gerçeği çarpıtan kelime oyunlarını teşvik ederken, aynı zamanda ABD içinde —gerçek bir demokrasinin temelini oluşturan— ifade özgürlüğünü aktif biçimde baltalamaktadır. 2000’li yılların başlarında, Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketinin yükselişinden rahatsız olan İsrail lobisi, İsrail karşıtı politikaları eleştirenlere yönelik “saldırı” ve “sabote etme” kampanyası başlatarak karşı atağa geçti.

Zamanla şekillenen bu strateji, İsrail’in politikalarına yönelik her türlü eleştirinin antisemitizmle eş tutulması üzerine kuruldu. Bu çerçevede, birçok ABD eyaleti, İsrail eleştirisini fiilen suç hâline getiren yasalar çıkardı.

Bu karşı saldırının büyük bir kısmı, geleneksel olarak ifade özgürlüğünün ve siyasal tartışmaların merkezi olan üniversite kampüslerinde yoğunlaştı. Birçok örnekte, nüfuzlu Yahudi bağışçıların mali desteklerini çekme tehdidi karşısında geri adım atan ödlek üniversite yöneticileri; tartışmaları bastırma, İsrail’e yeterince destek vermediği düşünülen dersleri iptal etme, öğrencilerin ve akademisyenlerin protestolarını sınırlandırma ya da tamamen yasaklama yoluna gittiler. Bu süreçte, bazı öğrenciler okuldan atılırken, bazı öğretim üyeleri de ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemleri nedeniyle işten çıkarıldı.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ana akım medya da, İsrail lobisinin beslediği ifade özgürlüğünü baskılayıcı atmosferden ciddi biçimde etkilenmektedir. Yıllar boyunca, özellikle CNN gibi sözde “liberal” medya kuruluşlarında dahi, Gazze’ye yönelik mükerrer İsrail saldırılarıyla ilgili haberler son derece tek taraflı ve İsrail yanlısı bir biçimde sunulmuştur. 7 Ekim Hamas saldırısı, önceki Gazze savaşları ve Batı Şeria’daki ağır baskı uygulayan işgal gibi olaylara dair haberlerde ise bağlam tamamen göz ardı edilmekte, ana akım medya İsrail lobisinin temel söylemini sorgusuz sualsiz yinelemektedir: “İsrail daima mağdur taraftır” ve yaptığı tek şey “kendini savunma hakkını kullanmaktır.”

ABD Kongresi’ndeki AIPAC Hâkimiyeti

İsrail lobisinin kendi çıkarları doğrultusunda gerçekliği çarpıtması artık ne şaşırtıcı ne de dikkate değer bir durumdur. Asıl dikkat çekici olan, bu lobinin neredeyse mutlak bir etki gücüne sahip olmasıdır. ABD Kongresi içinde, ABD-İsrail “özel ilişkisi” konusunda neredeyse hiçbir tartışma yoktur. AIPAC ve onunla birlikte hareket eden Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanlar Konferansı, Amerika Siyonist Örgütü ve yüzlerce diğer İsrail yanlısı grup, adeta bir “Büyük Birader” ya da “Düşünce Polisi” gibi işlev görmektedir.

AIPAC, Washington merkezli olması ve tarihsel olarak odağını doğrudan Kongre’ye yöneltmiş olması nedeniyle bu yapının en etkili unsurudur. 1948’de İsrail devleti kurulmadan önce dahi, Siyonist örgütler düzenli mali destek ve sorgusuz politik sadakat kazanmanın yolunun, seçilmiş temsilciler ve senatörlere yoğunlaşmaktan geçtiğini fark etmişti. Propaganda, gösteriler ve mektup yazma kampanyalarının, Kongre desteğini sağlamak ve sürdürmek açısından şaşırtıcı derecede etkili olduğu kısa sürede anlaşılmıştı.

AIPAC ve seleflerinin II. Dünya Savaşı sonrasında kurulmasından bu yana, İsrail yanlısı lobi, Kongre’den kaynak aktarma konusunda kesintisiz bir başarı elde etmiştir. Kongre Araştırma Servisi’ne (Congressional Research Service) göre, 1948’den bu yana, yaklaşık dokuz milyon nüfusa sahip küçük bir ülke olan İsrail, ABD vergi mükelleflerinden 150 milyar dolardan fazla yardım almıştır; bu miktar, ABD’nin dünyada başka herhangi bir ülkeye sağladığı yardımdan daha fazladır.

AIPCA on yıllardır hayli basit ama etkili bir strateji izlemektedir: İsrail lobisi, kendisine politik olarak destek veren temsilci ve senatörleri ödüllendirirken, çizginin dışına çıkanları hedef almakta ve görevlerinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Vermont Senatörü Bernie Sanders ve “The Squad” olarak bilinen birkaç Temsilciler Meclisi üyesi gibi çok az istisna dışında, ABD Kongresi’nin tamamı İsrail’e boyun eğmiş durumdadır. ABD Kongresi üzerindeki bu mutlak kontrol, İsrail’e devasa askerî fonların sağlanmasını garanti altına almakta ve İsrail lobisini, Amerikan tarihinde yabancı bir hükûmeti temsil eden en güçlü lobi hâline getirmektedir. Başka hiçbir ülkenin lobisi, güç ve etki bakımından İsrail lobisinin yanına dahi yaklaşamaz.

Lobinin “dostları ödüllendir, düşmanları cezalandır” şeklindeki üst stratejisi kayda değer derecede istikrarlı ve son derece başarılı olmuştur; ancak lobi, taktiklerini değiştirme konusunda da esnek ve beceriklidir. 2021 yılında AIPAC, seçim kampanyalarına doğrudan müdahale edebilmek için United Democracy Project (UDP) adlı bir “süper PAC” (siyasi eylem komitesi) kurmuştur. Geçtiğimiz yaz, AIPAC yalnızca iki ön seçim kampanyasına 23 milyon dolar akıtmış ve her iki kampanyada da İsrail’i eleştiren ve Filistin haklarını savunan ilerici Demokratik Temsilciler Jamal Bowman (New York) ve Cori Bush (Missouri) yenilgiye uğratılmıştır.

Buna rağmen, Filistin yanlısı bazı ilerici adaylar, özellikle Ilhan Omar (Demokrat, Minnesota) ve Summer Lee (Demokrat, Pennsylvania), ön seçimleri kazanmayı başarmıştır. AIPAC her kampanyayı kazanamasa da, büyük çoğunluğunu kazanmaktadır. Times of Israel gazetesine göre, 2022 seçim döngüsünde AIPAC, toplamda 50 milyon dolardan fazla harcama yaparak doğrudan müdahil olduğu 365 yarıştan 342’sinde kendi desteklediği adayların kazanmasını sağlamıştır.

İsrail lobisi, Kongre’den milyarlarca dolar koparmanın yanı sıra, İsrail’in Filistin halkının bağımsız bir yurt hakkını tanıması yönündeki çabaları da etkili biçimde bastırmaktadır. Cumhuriyetçilerin çoğu, sıkı bağlara sahip oldukları Evanjelik Hristiyan tabanları aracılığıyla —ki bunların büyük kısmı ateşli Siyonistlerdir— İsrail’e koşulsuz destek vermekte, hatta İsrail saldırganlığını teşvik etmektedir. Demokratlar ise tipik olarak gayet cılız bir tonda iki devletli çözüm çağrısında bulunmakla yetinir; ancak AIPAC bu içi boş söylemin somut bir adımla neticelenmesini muhakkak engeller.

Haziran 1967 Savaşı’ndan bu yana, AIPAC ve İsrail lobisinin geneli, her bir başkanlık yönetiminin ve Kongre’nin, İsrail’e verilen mali yardımı, yerleşimlerin genişlemesinin durdurulması ve uygulanabilir bir iki devletli çözüme yönelik adımlar atılmasıyla ilişkilendirmesini engellemiştir. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki işgalin sürekli genişlemesi ve Donald Trump’ın 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasıyla, iki devletli çözüm olasılığı fiilen ortadan kalkmıştır.

Peki, özelde AIPAC, genel olarak da İsrail lobisinin etkisi göz önünde bulundurulduğunda, ABD’nin Filistin’de adaletin tesisine destek vermesi mümkün müdür? Böyle bir gelişme hâlâ belirsizliğini korusa da, İsrail’in Gazze’deki kontrolsüz saldırganlığı kamuoyunda geniş çaplı eleştirilere yol açmış durumdadır. Geleneksel olarak liberal eğilimli olan çok sayıda Amerikalı Yahudi, son yıllarda İsrail’in baskıcı politikalarına daha eleştirel yaklaşmaya başlamıştır. Bununla birlikte, milyarderlerden oluşan küçük bir grup Yahudi bağışçı, lobinin güçlü bir şekilde fonlanmaya devam etmesini sağlamaktadır.

2024’te, Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Demokratlar açısından kazanılması zorunlu eyaletlerden biri olan Michigan’da başa baş giden seçimi kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kaldı. Bu eyalet aynı zamanda, Gazze’deki soykırıma öfkelenmiş büyük bir Arap- Amerikan nüfusuna da ev sahipliği yapıyordu. Birçok Arap kökenli seçmen, Demokratların İsrail’in saldırganlığını sürdürmesine katkı sunduğu gerekçesiyle Harris’e oy vermeyeceklerine dair yemin ettiler.

Eğer İsrail’e verilen destek, Demokratlara Beyaz Saray’ı kaybettirme raddesine gelip dayanırsa, daha çok sayıda Demokratın, ABD’nin İsrail’e verdiği desteği İsrail’in eylemleriyle ilişkilendirme cesaretini gösterme ihtimali var. Bununla birlikte, böyle bir gelişme yaşanacak olsa dahi, AIPAC ve şürekası, buna karşı da güçlü bir karşı saldırı düzenlemeye alesta bekliyor olacaktır.

İsrail’in Diplomatik Kalkanı: AIPAC ve İsrail Lobisinin Siyasetteki Anatomisi
23 Şubat 2024, New York-ABD (AA - Selçuk Acar)
30 Ekim 2024, Washington-ABD (AA - Celal Güneş)
23 Şubat 2024, New York-ABD (AA - Selçuk Acar)
22 Aralık 2023, New York-ABD (AA - Selçuk Acar)
22 Aralık 2023, New York-ABD (AA - Selçuk Acar)
27 Ocak 2024, New York-ABD (AA - Selçuk Acar)
14 Mart 2024, Washington-ABD (AA - Celal Güneş)
3 Mart 2015, Washington-ABD (AA - Samuel Corum)