Batılı medya kuruluşları; yayımladıkları haberlerde uluslararası mahkemelerce soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla yargılanan İsrail’i ve İsrailli liderlerin suçlarını meşrulaştıran haber dili kullanırken Filistinlilere karşı işlenen suçlara karşı çok büyük ölçüde sessiz kalmaları ve taraflı bir dil kullanmaları sebebiyle soykırımın sessiz suç ortakları olarak eleştiriliyor.
Bu medya kuruluşlarının, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarında sorumluları gizleyen çifte standartlı bir dil kullanırken, İsrail’in dezenformasyon ve propagandasını bilhassa yayarak savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları gizlediği, hatta meşrulaştırdığı ifade ediliyor.
İsrailliler için “katledildi”, “öldürüldü”, “katliama uğradı” gibi aktif ve dramatik ifadeler kullanan medya kuruluşları, on binlerce Filistinlinin hayatını kaybettiği İsrail saldırılarında ise “hayatını kaybetti”, “öldü”, “yaşamını yitirdi” gibi pasif ve sorumluluğu gizleyen bir dil tercih etmekte.
Medya uzmanları, Batı basınının İsrail yanlısı tutumunun tarafsız habercilik ilkelerine aykırı olduğunu ve gerçeklerin kamuoyuna yansıtılmasını engellediğini belirtiyor. Yapılan araştırmalar da basının İsrail’i aklayan üslubunun bilinçli bir tercih olduğunu ortaya koyuyor.
Avrupa’daki birçok ülkenin önde gelen medya kuruluşlarının haberlerinde İsrail yanlısı bir tavır alındığı göze çarpıyor. 29 Şubat 2024’te İsrail askerlerinin Gazze Şeridi’nin kuzeyinde insani yardım almak için yardım tırlarının etrafında toplanan Filistinlilerin üzerine açtığı ateş sonucu 100’den fazla sivilin hayatını kaybettiği olayda İsrail güvenlik kaynaklarının askerlerin kalabalığa ateş açtığını açıkça itiraf etmesine rağmen, İngiliz The Economist dergisi bu haberi “Yaşanan yeni bir trajedi Gazze’de anarşinin hüküm sürdüğünü gösteriyor” (A new tragedy shows anarchy rules in Gaza) başlığıyla verdi.
Haberin sürmanşetinde “Silahlı saldırı ve izdiham 112 kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden oldu” (A shooting and stampede kill 112 and injure hundreds) ifadelerini kullanan The Economist, saldırının failini gizlerken, ölü ve yaralı sayısının kaynağı için “Hamas tarafından yönetilen Sağlık Bakanlığına göre” ifadesini kullanarak rakamların “güvenilmez” olduğunu da ima etmiş oluyor. Ayrıca saldırının İsrail askerleri tarafından yapıldığı İsrail resmî kaynaklarınca ifade edilmesine rağmen, The Economist “yardım konvoyunun başına bir felaket geldiğinde” (when catastrophe befell an aid convoy) ifadeleriyle bu katliamı adeta kendi kendine olmuş bir kaza haberi gibi veriyor.


İsrail’in resmî açıklamasıyla saldırının İsrail askerleri tarafından yapıldığı ve ateş açıldığı bildirilmesine rağmen, The Economist, “İsrail ve Hamas arasındaki savaş kapsamında pek çok olayda olduğu gibi, gerçeklerin şiddetle tartışılmaya devam etmesi mukadder” ifadeleriyle olayın failinin belli olmadığı izlenimini uyandırıyor.


The Guardian gazetesi bu haberde kullanılan fotoğraf altı yazısında, “İnsanlar 29 Şubat günü sabah erken saatlerde meydana gelen bir olayda öldürülen bir Filistinlinin naaşının başında yas tutuyor” cümlesinde “saldırı” yerine “olay”, “katledilen” yerine “öldürülen” kelimelerini kullanırken, saldırının İsrail askerleri tarafından yapıldığı gerçeğinin üstü kelime oyunlarıyla örtülmüş oluyor.

WSJ’den soykırım çağrısı
Wall Street Journal gazetesinin internet sitesinde 11 Ekim 2023’te “Hamas’ı Yok Etmek Ahlaki Bir Görevdir” başlıklı bir köşe yazısı yayımladı. Walter E. Block ve Alan G. Futerman imzalı yazıda, “İsrail, yanı başında bulunan bu kötücül ve ahlaksız kültürü kökünden kazımak için ne gerekiyorsa yapma hakkına sahiptir” denilerek, Filistinlilerin yok edilmesi istenen bir “soykırım çağrısı” yapılıyor.


BBC’nin 29 Şubat 2024 tarihli haberinde ise “Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığı, Gazze’de 30 binden fazla insanın öldüğünü açıkladı” (More than 30,000 killed in Gaza, Hamas-run health ministry says) başlığında “Hamas yönetimindeki” çerçevelemesiyle öldürülen Filistinlilerin sayısı hakkında şüphe uyandıran bir dil kullanılıyor.


CNN’in aynı olaya ilişkin haberinde de yine öldürülenlerin Filistinli olduğu ve failin İsrail olduğu gizleniyor.


New York Times’ın başlık ve spotlarında, İsrail’in sistematik hak ihlallerini yumuşatan bir dil tercih ediliyor. Gazete, Filistinlilerin evlerinin yıkılması ve mülklerine el konulmasını “tahliye” (eviction) ifadesiyle aktarıyor. “Tartışmalı mahalle” (contested neighborhood) tanımlaması ise Filistinlilere ait mülklerin varlığını görmezden geliyor. Haberin, İsrail’in soykırım boyutuna varan sistematik ihlalleri yerine evlere el koyulmasını “odak noktası” (focus) olarak nitelendirmesi, yaşananların insani dram tarafını gizliyor. UAD’nin görüşlerinde Doğu Kudüs Filistinlilere ait olmasına rağmen haberde bundan bahsedilmemesi, İsrail’in zorla el koyma ve yerinden etme suçlarını perdeliyor.


BBC’ye göre Filistinliler “ölürken” İsrailliler “öldürülüyor”
İngiliz yayın kuruluşu BBC, 9 Ekim 2023’teki paylaşımının ilk cümlesinde Gazze’de 500 kişi “öldü” ifadesiyle faili gizleyen bir dil kullanırken, ikinci cümlede İsrailliler için 700 kişi “öldürüldü” ifadesiyle doğrudan faili işaret eden ifadeler kullanıyor.

WSJ, UCM’nin tutuklama emrinin onaylandığı 21 Kasım 2024’teki haberinde ise mahkemenin İsrail’e ve dolayısıyla da ABD’ye karşı geldiğini, “UCM’nin İsrail’e -ve ABD’ye- Saldırısı” başlığıyla verdi. Haberde UCM’nin İsrail’e karşı yürütülen “savaşa girdiği” ve bu sebeple de -tehditkâr bir dille- “geleceğini feda ettiği” ifade edildi.

WSJ, Trump yönetiminin, Gazze’de Filistin halkının zorla yerinden edilmesi ve etnik temizliğe tabi tutulmasını meşrulaştıran “Hintliler ve Pakistanlılar Yer Değiştirebiliyorsa, Gazzeliler Neden Değiştiremesin?” başlıklı makaleyle uluslararası hukukun açıkça yasakladığı zorunlu nüfus transferini normalleştirerek, insan hakları ihlallerini görmezden gelen bir söylemle bu suçun ideolojik zeminini oluşturmaya çalışıyor. Trump’ın Gazzelileri zorla yerlerinden etme çağrıları WSJ’nin yazısında “yeniden yerleşim” ve “nüfus transferi” ifadeleri üzerinden aktarılarak “etnik temizlik” suçu verilen çarpık örneklerle meşrulaştırılıyor.

Batı medyası, Gazze’ye yönelik saldırılarda “bombardıman” veya “hava saldırısı” gibi genel ifadeler kullanarak bu saldırıları yapanları gizlemeyi tercih ediyor. BBC, İsrailliler için bir failin olduğunu vurgulayan “öldürüldü” (were killed) ifadesini tercih ederken, Filistinliler için “öldü” (have died) ifadesini kullanıyor. Bu yayın politikası, çatışmaların aktarılmasında kullanılan dilin tarafsızlıktan çok uzak bir şekilde siyasi tercihleri nasıl yansıttığını göstermesi açısından düşündürücü.

Almanya devlet kanalı Deutsche Welle’nin (DW) 15 Ekim 2023 tarihli ve Clare Roth imzalı “İsrail-Hamas çatışmasında savaş suçları işleniyor mu?” başlıklı haberinde, İsrail saldırılarının “savaş suçu” kapsamına girip girmediğinin tartışmalı olduğu anlatılırken “Bazıları mevcut çatışmada, Hamas saldırılarının acımasızlığı göz önüne alındığında İsrail ordusunun eylemlerinin haklı olduğunu söylüyor” ifadeleriyle İsrail’in hedef gözetmeyen saldırılarının savaş suçu olmama ihtimalini okuyucularına aktarıyor.

Kampüs protestoları “iç güvenlik meselesi” olarak lanse ediliyor
The New York Times, 5 Şubat 2024 tarihli “Kampüs Protestoları, ABD’deki Bölünmeleri İstismar Etmek İçin Rusya, Çin ve İran’a Malzeme Veriyor” (Campus Protests Give Russia, China and Iran Fuel to Exploit U.S. Divide) başlıklı haberinde, Filistin’e destek gösterilerini doğrudan yabancı güçlerin istismar ettiği bir iç tehdit olarak konumlandırıyor.

Associated Press’in kampüs protestolarına ilişkin haberlerinde öğrenci, akademisyen veya üniversite yetkilisi gibi eyleme katılanların kurumsal kimliklerini belirten terimler yerine “Filistin yanlısı göstericiler” ve “gözaltına alınan insanlar” gibi genel ifadelerin tercih edilmesi, protestoların üniversite mensuplarının meşru bir hareketi olmasını gölgeleyerek, eylemleri sanki dışarıdan gelen grupların müdahalesi gibi yansıtma eğilimini ortaya koymaktadır. Bu tarz dil tercihleri, protestoların akademik özgürlük arayışı bağlamından koparılarak marjinalleştirilmesine imkân veriyor.

Fox Business’ın 2 Mayıs 2024 tarihli haberi, protestoların arkasında yabancı güçlerin olduğu iddiasını, “Bilirkişiler Çin ve TikTok’un İsrail karşıtı kampüs protestolarındaki rolünün ‘bir savaş eylemi’ olduğunu söylüyor” başlıklı haberiyle destekliyor.
Haberde, “Çin’in protestoları kışkırtmak için TikTok algoritmasını kullandığı” ve “Çin ve TikTok’un İsrail karşıtı üniversite protestolarındaki rolünün bir savaş eylemi olduğu” öne sürülüyor.

WSJ’nin 22 Nisan 2024 tarihinde İcra Direktörü Steven Stalinsky’nin görüşlerine yer verdiği “İsrail Karşıtı Protestoların Arkasında Kim Var” başlıklı yazıda, “Hamas, Hizbullah, Husiler ve diğerleri, ABD’deki ve diğer Batı ülkelerindeki aktivistleri etki altına alarak eyleme yönlendiriyor” iddialarına yer veriliyor. Yazıda protestocuların “şiddete başvurduğu”, “terör örgütlerine destek sloganları attığı”, “ABD bayrağı yakıp terör bayrakları salladığı” gibi iddialar sıralanarak, kampüs protestoları bir iç güvenlik tehdidi olarak çerçeveleniyor. Yazıda geçen “Büyük terör örgütlerinin protestolara destek verdiği” ve bunun “Hamas’ın Batı’nın kalplerini ve akıllarını kazanma planının parçası olduğu” yönündeki değerlendirmeler, protestoların akademik özgürlük ve ifade hürriyeti bağlamından koparılarak güvenlikleştirici bir söylem içinde ele alındığını gösteriyor.

Eski Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin CNN’deki açıklamaları, kampüs protestolarına karşı bir dil kullanması ve bazı protestocuların “Rusya’yla bağlantılı” olduğu imasını desteklemesi, Batı medyasının kampüs protestolarını yasa dışı veya tehlikeli olarak nitelendirdiği “güvenlik” söylemlerinin üst düzey siyasi isimlerce de tercih edildiğini gösteriyor.

BBC’de görevli bazı gazeteciler, Filistin yanlısı sosyal medya paylaşımları nedeniyle disiplin cezalarına çarptırıldı. Ekim 2023’te BBC Arapça Servisi’nde çalışan altı muhabir, Filistin yanlısı içerikleri beğendikleri veya paylaştıkları gerekçesiyle ekrandan alındı; bu eylemler, BBC’nin tarafsızlık kurallarının ihlali olarak değerlendirildi. Eski BBC haber sunucusu Joe Brolly sosyal medya hesabında “Ben eski bir BBC haber sunucusuyum - Gazze, istifa etme nedenim” açıklamasını yaptı. Ayrıca aralarında Gary Lineker ve Miriam Margolyes’in de bulunduğu 500’den fazla medya mensubu, BBC’nin Gazze ve Batı Şeria’daki yayın politikasını eleştiren ve iPlayer’dan kaldırılan bir belgeselin “siyasi saiklerle sansürlenmesini” kınayan bir açık mektuba imza attı.

ABD’de araştırmacı gazetecilik organizasyonu “The Intercept”, New York Times’ın, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının haberleştirilmesinde “soykırım”, “etnik temizlik” ve “işgal altındaki topraklar” gibi ifadelerin kullanımını sınırlandıran ve “Filistin” kelimesinin “çok nadir durumlarda” kullanılmasını isteyen bir iç genelge yayımladığını ortaya çıkardı.
