
Lübnan sınırında ne oldu? O günü anlatabilir misiniz?
13 Ekim’de mi? 7 Ekim’den sonra Lübnan’ın güneyinde, sınırda bulunan ilk gazeteciler bizdik. Ve o zamandan itibaren haber yapmaya başladık. Filistinli taraflardan birinin sınırı geçmeye karar vermesinin ardından her şey başladığında 9 Ekim’de Mervahîn’deydik. Ve o gün biz haber yaparken, ilk defa bize karşı bir saldırı oldu. Bir roket, bir İsrail roketi arkamıza düştü. Oradaki tek gazeteciler bizdik ve siviller dâhil hiç kimse yoktu. 13 Ekim’de her zamanki gibi sınırdaki Elma eş-Şa’b’dan haber yapıyorduk. Aslında bir tepenin üzerinde, sınırdan 2 kilometre kadar uzakta. Bombardıman vardı. Elma eş-Şa’b’a ulaştığımızda yer tercihini akıllıca yaptık diyebiliriz. Tepe gibi bir yer seçtik. Gazeteci olduğumuz açıkça görülüyordu. Yelek ve kask gibi teçhizatlarımızı giyiyorduk. Haber yapıyorduk. İki canlı yayın yaptık. Sonra Reuters ve AFP’den meslektaşlarımız 18.00 civarında bize katıldı. 18.00 ya da 18.15’te bir canlı yayın daha olması gerekiyordu. Bağlandım ve meslektaşım Issam ile konuşuyordum.
Sonra bir kamera testi yaptım. Ve saat 18.02’de ilk İsrail roketi bizi vurdu, meslektaşımız ve arkadaşımız İssam Abdullah öldü, başka bir meslektaşımız da yaralandı. Ve 37 saniye sonra ikinci roket düştü. Doğrudan bizim arabamızı, Al Jazeera’nın arabasını hedef aldı ve ben ve kameraman Eli Brachia da dâhil olmak üzere herkesi yaraladı. O ikinci roketten sonra yaralı olduğumuzu söylemek ve yardım istemek için tüm aramaları yaptım. Ama bu çok zor oldu, çünkü İsrail genellikle GPS’lere müdahale ediyor. Bu yüzden konumumuzu Kızıl Haç’a ya da yardım isteyeceğimiz başka birine göndermek çok zor oldu. Onlara “bizi bulmak için lütfen dumanı takip edin” dedim.
Meslektaşınızı kaybetmek nasıl bir duygu?
Hayatımdaki en zor şeydi. O dünyanın en neşeli insanıydı. Ve onu gözünüzün önünde ölürken görmek ve onu kurtarmak için hiçbir şey yapamamak...
İsrail ordusu bunu kasıtlı mı yaptı? Ne düşünüyorsunuz?
Aslında bunu sadece ben söylemiyorum. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve bu kuruluşlar tarafından yürütülen tüm soruşturmalar bunu söylüyor. BM’nin üç raportörü tarafından İsrail’e gönderilen ve bu saldırıdan sorumlu oldukları için bir soruşturma yapmalarını isteyen mektup bunu söylüyor. Bunun gazetecilere yönelik kasıtlı bir saldırı olduğu artık kesinleşti. Tüm bu kuruluşların söylediği bu.

Batı medyasında olayların sansürlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Medyada olup bitenleri değerlendirmek istemiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim ki, dünyanın her yerinde harika gazetecilerimiz var. Harika işler yapıyorlar. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında gösteriler görüyoruz. İnsanlar Gazze için, Filistin için, Lübnan’ın güneyi için yürüyorlar. Ve bu çok önemli. Bu gazeteciler ve aktivistler sayesinde değişen bir şeyler var. Ve bu çok önemli. Her birimizin Gazze’de, Batı Şeria’da ve Lübnan’ın güneyinde olup bitenlere ışık tutmak gibi bir rolü var. Çünkü Lübnan’ın güneyinde yaşananlar da çok büyük. Aynı zamanda korkutucu, çünkü siviller hedef alınıyor, sivillerin evleri de vuruluyor. Dolayısıyla bu hikâyeleri anlatmak için daha fazla sese ihtiyacımız var. İsrail’in olmasını istemediği şey de bu. Anlatıyı ellerinde tutmak istiyorlar. Kendi hikâyelerini, hikâyeyi kendi açılarından anlatmak istiyorlar ve başka bir taraf istemiyorlar.
Yakın gelecekte tüm bu yerlere tekrar gitmek ister misiniz?
Ben kariyerimi ve yolumu insan haklarına ve insanlığa olan büyük inancımla seçtim.
Ve bu hikâyelerin anlatılması gerektiğine, insanların hikâyelerinin anlatılması gerektiğine ve insanların seslerinin asla bastırılmaması gerektiğine inanıyorum.
Ve inanıyorum ki tüm bu yol boyunca, kariyerim boyunca çok sayıda haber üzerinde çalıştım ve çalışmalarımı sürdürmek istiyorum. Durmak istemiyorum. Olanlar çok rahatsız edici, acı verici. Fakat inandığım ve bağlı kaldığım medya ahlakı ile çok profesyonel bir şekilde geri döneceğim. Ayrıca ne yapmak istediğimi ben seçerim, kimse bana bir şey dayatamaz. Ve kendim için, arkadaşlarım için, devam edemeyenler için devam etmek istiyorum. Ve şu anda sınırda ya da Gazze’de bulunan her bir gazeteciyi saygıyla selamlıyorum. Bu kolay bir seçim değil. Ancak insanlığa inandığınız zaman, dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi dinden, hangi ırktan, hangi milletten olursanız olun, insanlığa ve insan haklarına inandığınız için her yerde çalışırsınız. Ve önemli olan da budur. Bunu yapmazsanız ve buna inanmazsanız nasıl bir gazeteci olabilirsiniz?





