
Yaşananlara hem tanıklık etmek hem de olayın içinde yer almak, ölüm tehlikesiyle burun buruna çalışmak nasıl bir his?
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarını 60 gün boyunca izledim. Değişik ruh hâli ve duygular içerisindeydik. Korku ve sorumluluk hissi içerisindeydik. Bazen de halkımıza destek olacak önemli bir fotoğrafı aktardığımız için sevinç içinde oluyorduk. Ancak diğer yandan ailelerimize karşı sorumluluk ve panik duyguları bizden ayrılmıyordu. Çoğu zaman kendimize karşı değil, tüm endişemiz ailelerimiz ve çocuklarımıza yönelikti. Haber ve çekimler sırasında ailelerimizle görüşemiyorduk; onlarla ancak birkaç saatlik görüşmelerimiz olabiliyordu. Uçak ve füze seslerinden dolayı çocuklar zor uyuyordu. Eşimi aradığımda bir keresinde, “bırak çocukların nefesini duyayım, onların nefesini özledim” dedim. O sırada bağlantı koptu, hiçbir şey duyamadım.
Bu tür duyguları kontrol edip çalışmak zorundasın. Eğer umudunu kaybedip teslim olursan hiçbir şekilde çalışamazsın ve mesajını ulaştıramazsın. Ben büyük bir ekibin sorumlusuydum. Muntasır esSavvaf foto muhabiri olmakla birlikte onu ofisi çalıştıran kişi olarak görürdüm. Herhangi bir sorunla karşılaştığımızda “Muntasır” diye seslenirdim. O da, “Evet, ben hazırım” derdi.
Rahmetli Muntasır nasıl biriydi?
Muntasır’ın sorunlara her zaman bir çözümü vardı. Onun geniş bir ilişki ağı vardı ve ihtiyaçları gidermek için tüm yöntemleri bilirdi. Muntasır varken hiçbir acze kapılmıyordum [ağlıyor]. Muntasır her şeyimizdi. Ama kendimizi psikolojik açıdan bırakmak gibi bir lüksümüz asla olamazdı. Halkımızın mesajını ulaştırmak için çalışmamıza devam etmeliydik.
Bir gazeteci olarak çekime devam edemediğiniz bir an oldu mu?
Biz de ailemizden 40 kişiyi bir günde kaybettik. Bu koku (barut kokusu) bizde daima şok etkisi yaratıyordu, zira ne zaman barut kokusu duysak, orada şehitler olmasını bekliyorduk. O gün de yakınlarımızda bir patlama oldu. Hemen patlamanın olduğu noktadaki cesetlerin yandığını bildirdik. Ancak bu patlamayı benim için farklı kılan şey, şehit olanların tümünün amca oğullarım olmasıydı. Onlarla beraber büyüdük. Patlamanın olduğu noktaya intikal ettiğimizde akrabalarımın ve çocuklarının cesetleriyle karşılaştım. Cep telefonumla bazı fotoğraflar çektim ama bunu sürdüremedim. O hadise çekimi tamamlayamadığım tek sefer oldu.


