
Gazze Şeridi’ndeki vatandaş, Araplara ve Müslümanlara olan güvenini tamamen kaybetmiştir. Bizi vahşi bir saldırıya, yıkıma, katliama ve kana kurban bırakmayacaklardı…
Gazze’de yaşanan yıkım ne Hulâgû döneminde ne de Hitler döneminde yaşanmıştır. Arap dünyası ve tüm dünya yaşananlar karşısında korkunç ve ürkütücü bir sessizlik içerisindedir. Dolayısıyla buradaki Arap vatandaşı, bunlara karşı tamamen umudunu kaybetmiştir, güvenini kaybetmiştir. Artık kim Araplardan ve Müslümanlardan bize söz edebilir? Arapların ve Müslümanların güvenilirliği kalmamıştır, çünkü dünyada yaşanan olaylar karşısında herhangi bir etkileri kalmamıştır; küresel çapta etkileri sıfırın altındadır.
Bu sebeple Araplara ve Müslümanlara güvenimizi kaybettik. Bizim için artık yaşamla ölüm arasında bir fark kalmamıştır. Gazze’de vatandaş şu anda öyle zor koşullar altında yaşıyor ki, içecek bir çorba bulamıyor, yiyecek bulamıyor, yakacak odun bulamıyor, içecek su bulamıyor. Dolayısıyla yaşamla ölüm arasında önemli bir fark yok. İnsanların çoğu da böyle bir ayırtta bulunmuyor. Hatta birçoğu ölmeyi ümit ediyor. Zaten evi gitmiş, ailesi yok olmuş, çocukları katledilmiş… Her şeyi tamamen kaybetmiş. Bu sebeple ölümle yaşam arasında bir fark görmüyor. Hatta yaşamaktan çok ölmeyi temenni ediyor.
Tüm dünya iki yüzlü kardeşim... İki yüzlü bir dünya var.
Bizim Araplar ve İslam ümmeti olarak etkimiz sıfırın altında dedim. Bir türlü anlayamıyorum, Amerika bu katliam ve yıkım için İsrail’e onay verdi. Sayın Biden, sen Filistin halkını insanlık sistemi çerisinde dünyanın geri kalan halkları gibi bir halk olarak değerlendirmiyor musun? Araplar ve İslâm ümmeti sana bizim de insanlık sistemi içerisinde olduğumuzu hatırlattı mı? Eğer böyle ise, bu canavarlara, bu yıkıma ve bu katliamlara neden göz yumuyorsun? İnsanlar ölüyor. Bombalarla evleri başlarına yıkılıyor. Bütün bunlar senin gözünün önünde yaşanıyor. Bana durup durup insan haklarından bahsetme; bana asla bundan bir daha söz etme. Sana güvenmiyoruz, senin sözüne inanmıyoruz. Sen bütün bunları kendi emellerini gerçekleştirmek için kullanıyorsun, bunların hepsi boş sloganlar.
Diğer yandan yaşadığımız bu bela ve musibetler insanları birbirine yakınlaştırıyor. Şu anda gördüğünüz bu okula sığınan insanların, bir sınıfın içerisinde yaşamaya çalışanların birbirleriyle olan ilişkileri çok güzel, çok kardeşçe.
Bela ve musibetler, insanların kalplerini birbirine yakınlaştırıyor. Şu anda insanların kalpleri, dışarıdaki insanlara göre birbirine daha yakın. İnsanlar arasındaki bu kaynaşmanın devam etmesini temenni ediyoruz. Bu boğucu kuşatmanın altında şartlar çok zor.
Bu boğucu kuşatmanın altında bir kilo pirinci zar zor bulup da alıyoruz. Durum hiç iyi değil. En başta un yok. Ekmek yapacak un yok. Fiyatlar inanılmaz yüksek.

Hadi pirinç aldık diyelim; onu pişirecek odun arıyoruz, bulamıyoruz. Evlerimizin kapıları artık yakacak odun oldu. Şu gördüğünüz ateşte yanmakta olan bir odanın kapısı. Bu benim odamın kapısı. Odamın kapısı artık ilelebet açık, çünkü onu yemek pişirmek için yaktık. Yaşamımızı bu koşullar altında sürdürmeye çalışıyoruz. Bir kova su alabilmek için üç yüz metre yürüyoruz, mesela. Bunlar hiç kolay şeyler değil.
Her şeye ihtiyacımız var. Para yok. İnsanların parası yok. Gıda maddeleri gerçekten çok pahalı. Üstelik bizim hâlimizi soran kimse de yok. Yeryüzünde böyle bir halk yokmuş gibi bizi kimsenin sorup ettiği yok.
Araplar nerede? Müslümanlar nerede? Ey Arap dünyası, ey İslam dünyası! Bizler sizin gözlerinizin önünde öldürülüyoruz, yok ediliyoruz. Sizin gerçekten de en ufak bir etkiniz yok mu? Arap Birliği, neredesiniz? İslam Birliği, neredesiniz? Siz nasıl insansınız? Kur’ân’ın “insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz” müjdesini unuttunuz mu yoksa?
Ey Araplar; yok edildik, öldük, öldürüldük. Ayakta kalacak hâlimiz kalmadı. Yiyecek bir şeyimiz yok, içecek bir şeyimiz yok…
Yüce Allah’tan bağışlanma diliyorum… Yüce Allah’tan bağışlanma diliyorum… Yüce Allah’tan bağışlanma diliyorum…
Ben şu anda burada ölümü bekliyorum. Bilemiyorum çocuklarım nerede? Bilemiyorum torunlarım nerede? Bilemiyorum nerede onlar? Gazze’deler mi? Refah’talar mı? Han Yunus’talar mı? Keşke iletişim araçları olsa da haberlerini alabilsem.
Ben gece gündüz sürekli kaygı ve üzüntü içerisindeyim. Çocuklarımın iyi olup olmadığını ve nerede olduklarını öğrenmek istiyorum. Yiyecekleri içecekleri var mı? Torunlarım nerede, hani neredeler? Ben kimseden haber alamadığım şu hâlde oturmuş, gamdan, kederden ölüyorum; ne yapacağımı bilemiyorum. Oğullarımın nerede olduğunu bilemiyorum, kızlarımın nerede olduğunu bilemiyorum. Torunlarımın nerede olduğunu bilemiyorum.
Ya Rab, bizlere ferahlık ver! Ya Rab, bizlere ferahlık ver! Ya Rab, bizlere ferahlık ver! Sığınacağımız tek merci Sensin. Sen yakını ve uzağı görensin. Bizleri bu hâllere düşürenlerin hesabını gör. Senden başka sığınacak kapımız yoktur. Bir olan Sensin. Bu belayı ve musibeti üzerimizden kaldır.
Ya Rabbi, öfkeni ve gazabını bizden uzaklaştır. Ya Rabbi, bizleri sapkın topluluğun eline bırakma. Ya Rabbi, bizler çok bitkin düştük; Sen bunu görüyorsun... Ya Rab, bizlere rahmetinle muamele eyle. Ya Rab, bizlere rahmetinle muamele eyle. Ya Rab, bizlere rahmetinle muamele eyle.
Ah… Neredeler, nerede Araplar... Neredeler…




