İsrail’in 76 yıldır devam eden Filistin halkına yönelik işgal, sürgün ve yok etme politikası, 2023 Ekim ayından itibaren benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Önceden, uygulanan bu politikanın şiddetlendiği zamanlar olsa da genel olarak amaç Filistin halkını yok saymak ve yavaş bir ölüme mahkûm etmek iken, bu tarihten itibaren, uygulanan bu zulmün şiddeti, pek çok insan hakları uzmanı ve kuruluşunca da soykırım olarak nitelenen bir seviyeye ulaştı. Akabinde, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davada, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamların Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali boyutuna ulaştığı iddiası Divan tarafından makul bulundu ve dava henüz devam ediyorken ivedilikle uygulanmak üzere birtakım ön tedbirlere karar verildi.
Bu karar, Gazze’de işlenmekte olan katliamlara ilişkin devletlerin sahip olduğu insani ve ahlaki yükümlülüklere ilaveten, hukuki sorumlulukları da söz konusu hâle getirdi. Şöyle ki; soykırım Sözleşmesi, soykırım suçunun işlenmemesinin yanında, üçüncü devletler hakkında bu suça yönelik yardım ve yataklıkta bulunmama yükümlülüğü de yüklemektedir. Ayrıca Sözleşme ve Divan’ın geçmişteki içtihadına dayanarak, bu devletlerin soykırım suçunun işlenmesini engellemek üzere kendi kapasiteleri dâhilinde ellerinden geleni yapma yükümlülükleri vardır. Fakat işlenen bu katliamları engellemek bir yana, bazı devletler İsrail’e geçmişten beri süregelen siyasi, askerî ve ekonomik desteklerini devam ettirmekle birlikte bazısı da 2023 Ekim ayından itibaren bu desteklerini daha da artırma yoluna gitmiştir. Bu devletlerin en önemlileri ve İsrail’e yaptıkları yardımlardan en dikkat çekenleri şu şekildedir:
Amerika Birleşik Devletleri
İsrail’in kurulduğu günden bu yana en büyük destekçisi olan ABD, 2023 Ekim ayından beri bu konumunu korumanın ötesinde onu daha da sağlamlaştırmıştır. Hatta kimi uzmanlar, ABD’nin neredeyse kayıtsız şartsız ve zaman zaman kendi yerel kanunlarını dahi ihlal ederek verdiği maddi, askerî ve siyasi destek olmadan İsrail’in Gazze’deki katliamlarının çok kısa bir sürede sonlanacağında hemfikirdir.
ABD İsrail’e, kurulduğundan bu yana toplamda yaklaşık 310 milyar dolarlık ekonomik ve askerî yardımda bulundu. Hâlihazırda zaten 10 yıllık bir askerî yardım anlaşması kapsamında senelik olarak 3,8 milyar dolar yardımda bulunmaktaydı. 2019-2023 yılları arasında ise İsrail’in ithal ettiği silahların %69’u ABD menşeliydi. 7 Ekim’den sonra ise bu yardımlar hızlanarak devam etti. ABD’li yetkililerin belirttiğine göre, İsrail’e 100’den fazla askerî sevkiyat gerçekleştirildi ve bunlardan sadece çok küçük bir kısmı kamuoyuyla paylaşıldı. Bu sevkiyatlarda en dikkat çeken silahlar, tank ve top mermileri, akıllı mühimmatlar, farklı boyutlarda bombalar, sığınak delici mühimmatlar ve savaş uçakları için jet yakıtıydı. Temin edilen bombalar arasında binlerce 900 kiloluk bomba da var. Bu bombaların tahribat gücü öylesine yüksek ki, 350 metrelik bir çap içerisinde ölümcül etkisi oluyor. Özellikle Gazze gibi yoğun nüfuslu bir alanda bu bombaların yoğunlukla kullanılması, ortaya çıkan katliam ve tahribatın en önemli sebeplerinden.
Ayrıca geçtiğimiz Ağustos ayında Biden yönetimi, İsrail’e, F-15 uçakları ve geliştirme kitleri, tank ve top mermileri gibi silahları içeren toplamda 20 milyar dolarlık bir silah satışına da onay verdi.
Bu kapsamlı askerî ve ekonomik desteğe ilaveten, siyasi ve diplomatik olarak da ABD İsrail’e elinden gelen desteği sunmaktan geri durmadı. 2023 Ekim ayından beri İsrail’in Gazze’ye saldırısının duraklatılması veya sonlandırılmasına ilişkin BM Güvenlik Konseyi’ne gelen üç ayrı karar tasarısı, ABD temsilcisi tarafından, “İsrail’in kendini savunma hakkından bahsetmemesi” veya “ateşkes müzakerelerini riske atma ihtimali” sebepleriyle veto edildi ve Konsey’de kabul edilmedi. Ayrıca Filistin’in BM’ye tam üyeliğini öngören diğer bir karar tasarısı da yine ABD tarafından veto edildiğinden yürürlüğe girmedi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcısının, Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında talep ettiği tutuklama emirlerinin ardından, Biden yönetimi bu talebin şiddetle karşısında durmuş ve bunu yanlış ve şoke edici bulmuştu. Ayrıca ABD Senatosu’nun kimi üyeleri, işi, UCM’yi, savcı Karim Khan’ı ve UCM çalışanlarını tehdit edecek ve onlara yaptırımların uygulanmasını taahhüt edecek raddeye kadar getirmiş, Kongre ise UCM çalışanlarına yönelik mallara bloke koyma ve vize iptalleri gibi yaptırımlar içeren bir yasa tasarısını kabul etmişti.
ABD’de UCM’ye karşı 2002 tarihli “Amerikan Hizmet Görevlilerini Koruma Kanunu” ile başlayan süreç, Donald Trump dönemindeki 13928 sayılı yürütme kararıyla devam etmişti. Joe Biden yönetiminin bu kararı 2021 yılında kaldırmasına rağmen yeni tasarının ikinci Trump dönemi öncesinde Kongre’den geçmesi ABD’nin İsrail’i koşulsuz destekleme politikasındaki kararlılığını gösteriyor.



ABD’deki yasama organlarının İsrail’e desteği o kadar açık ve absürt bir seviyeye ulaşmış durumda ki, Netanyahu’nun Kongre’nin daveti üzerine Temmuz ayında gerçekleştirdiği yalanlarla dolu konuşma, salonda bulunan Senato ve Kongre üyeleri tarafından onlarca kez ayakta alkışlanarak kesilmiştir. Ayrıca, İsrail’in kamuoyuna açık olarak sunmadığı ve kanıtlarla somutlaştırmadığı iddialar üzerine, Kongre ve Senato’dan, Gazze’deki en önemli insani yardım kuruluşu olan BM Filistinli Mülteciler Ajansı’na (UNRWA) yapılan yardımların kesilmesine yönelik yasa tasarıları geçirilmiş ve ABD’nin Mart 2025’e kadar UNRWA’ya maddi yardım yapmasının önüne geçilmiştir.
Avrupa Ülkeleri
Genel hatlarıyla, Ekim 2023’ten itibaren, AB, ABD ile paralel olarak, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamlara özellikle siyasi ve maddi destekte bulundu ve bu krizin engellenmesi için herhangi bir somut adım atamadı. Özellikle AB liderleri arasında bazı görüş ayrılıkları olsa da, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in destek tutumu, AB’nin bu katliamlara yönelik yaklaşımında belirleyici oldu. Von der Leyen, sürecin en başından beri İsrail’in kendini savunma hakkını ve AB’nin İsrail’in yanında yer aldığını vurgulayarak gerçekleştirilen bu katliamlara bir nevi onay vermiş oldu. Ayrıca İsrail’in katliamlara son süratle başlayarak sadece birkaç gün içinde 2 bine yakın Filistinliyi katlettiği bir sırada İsrail’e gidip Netanyahu ile poz vererek AB’nin İsrail’e tam ve açık desteğini yineledi.
Benzer şekilde, AB Konseyi de süreç içerisinde, İsrail’in gerçekleştirdiği katliamlara gerektiği gibi ses çıkaramamış, kimi zaman karar tasarılarında geçen tek bir harf üzerindeki uyuşmazlıklardan dolayı anlaşmaya varamamış ve ancak 30 bine yakın Filistinli katledildikten sonra ateşkes çağrısında bulunabilmiştir.
AB Parlamentosu ise daha erken bir safhada ateşkes çağrısında bulunmuş olmasına rağmen, örneğin, silah ambargosu gibi somut bir yaptırım içeren bir karar tasarısını bariz bir çoğunlukla reddetmiştir.
AB-İsrail ilişkilerini belirleyen esas anlaşma, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’dır. Bu anlaşmanın temel unsurlarından biri, tarafların insan haklarına saygı duymasıdır. Buna rağmen, İsrail’in yıllardır işlemekte olduğu, 7 Ekim’den sonra ise görülmemiş bir seviyeye taşıdığı Filistinlilere yönelik insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmış ve bu anlaşmayı askıya almak bir yana, gözden geçirmeyi dahi değerlendirmemiştir. Aynı şekilde, İsrail’e karşı herhangi bir ekonomik, ticari, siyasi ve sair türde bir yaptırıma gidilmemiş yahut ABD’nin İsrail’e gerçekleştirdiği silah sevkiyatlarında AB bölgesinin kullanımının sınırlandırılmasına ilişkin herhangi bir karar alınmamıştır.
Bütün bunların aksine, İsrail’in gerçekleştirdiği sayısız katliama rağmen, AB kurumları İsrail ile ilişkilerinin Ekim 2023 öncesine benzer şekilde devam etmesine yönelik irade göstermişlerdir. Örneğin, 7 Ekim’den bu yana Horizon Europe programı kapsamındaki proje finansmanları aynen devam etmiş ve geçtiğimiz Haziran ayı itibarıyla İsrail’den ortaklarla gerçekleştirilen 130 projeye toplamda 126 milyon avroluk finansman sağlanmıştır. Bu proje ortakları arasında mesela İsrail’in en büyük silah üreticilerinden olan İsrail Hava ve Uzay Endüstrisi (Israel Aerospace Industries) ve mevcut İsrail hükûmetindeki kimi bakanlıklar da bulunmaktadır.
Benzer şekilde, İsrail’in Gazze’de kullandığı bazı silahları veya bunların bazı parçalarını üreten Avrupalı silah şirketleri de AB tarafından yüz milyonlarca avroyu bulan miktarlarda desteklenmektedir. Örneğin, Alman Rheinmetall İsrail’e tanklar için top mermileri sağlamakta ve 160 milyon avroyu aşkın AB finansmanından faydalanmaktadır.
İsrail’e gerçekleştirilen finansal yardımlarda olabildiğince cömert ve istekli davranan AB kurumları, konu Filistin’e ve ilgili yardım organlarına yapılan bağışlara gelince bunları kesmek için bir o kadar aceleci davranmıştır. 7 Ekim’den çok kısa bir süre sonra, AB Komisyonu’nun ilgili üyesi, AB’nin Filistin’e yaptığı kalkınma yardımını durdurma kararı almıştır. Fakat daha sonra bu karar, bazı AB liderleri ve üye ülke hükûmetlerinin itirazları sonucunda geri çevrilmiştir. Yine, İsrail’in UNRWA’yla ilgili somut kanıt sunmadan öne sürdüğü iddialar karşısında AB Komisyonu öncelikle Ocak ayında bu ajansa gerçekleştirdiği yardımları gözden geçirme kararı almış fakat Mart ayında BM ve UNRWA’nın aldığı tedbirler ve verdiği taahhütlerin akabinde bu kararından geri dönmüş ve ajansa yapılan yardımlara devam etme kararı almıştır.

Birleşik Krallık
Birleşik Krallık, İsrail’e 7 Ekim öncesinden beri verdiği siyasi, diplomatik ve askerî desteği artıran devletlerden bir diğeridir. Örneğin, 2008’den bu yana Birleşik Krallık, İsrail’e yönelik 500 milyon poundu aşkın silah ihracatı içeren projelere ve şirketlere lisans vermiştir. Bu ihraç ürünleri arasında özellikle, Gazze’deki katliamlarda çokça kullanılan F-35 uçakları için gereken parçalar dikkat çekmektedir.
Birleşik Krallık’ın İsrail’e olan askerî desteği, Gazze’deki katliamlar açısından önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Birleşik Krallık’ın Kıbrıs adasında bulunan askerî üsleri hem İsrail’e silah taşıyan ABD uçakları hem de Birleşik Krallık’ın İsrail’e sağladığı istihbarat desteği açısından çok önemli bir lojistik merkez durumuna gelmiştir. Örneğin, daha önceki aylarda bu şekilde uçuşlar gerçekleştirilmemiş olmasına rağmen, katliamların başladığı Ekim ayında neredeyse her gün bu üslerden İsrail’e onlarca askerî nakliye uçağı sevk edilmiştir. Bu uçakların ne taşıdığına dair Birleşik Krallık hükûmeti net bir bilgi sağlamasa da bu üslerde çalışan Güney Kıbrıslı işçilerin tanıklıklarına göre bu kargolar arasında silah ve mühimmatlar da bulunmaktaydı. Bu üsler, İsrail’e yakınlığı sebebiyle ABD’nin İsrail’e gerçekleştirdiği silah ve asker sevkiyatlarında da önemli bir rol oynamış ve İsrail’in Gazze’deki katliamlarının desteklenmesine yardımcı olan adeta uluslararası askerî merkezler hâline gelmiştir.
Ayrıca bu üsler, Birleşik Krallık’ın Gazze üzerinde düzenli olarak istihbarat ve gözetleme uçuşu gerçekleştiren bizzat kendi uçakları tarafından da kullanılmıştır. Öyle ki, örneğin, Birleşik Krallık’ın sağladığı istihbarat, İsrail’in Nuseyrat Mülteci Kampı’nda gerçekleştirdiği ve yüzlerce Filistinlinin katledildiği rehine kurtarma operasyonuna da önemli katkıda bulunmuştur. İsrail’in işlediği insan hakları ihlallerinden ötürü Birleşik Krallık bazı silahların sevkiyatını yakın zamanda durdurmuş olsa da, istihbarat desteği kesintisiz şekilde devam etmektedir.
Kıbrıs adasındaki üslere ilaveten, Birleşik Krallık, ABD’den gelen ve kendi hava sahasını kullanan silah sevkiyatları için de hiçbir kısıtlama uygulamamıştır. Ayrıca İngiltere’deki askerî üslerde görülen İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar hakkında ve bunların neden iniş yaptığı ve ne taşıdığına ilişkin hiçbir açıklama yapmamıştır.
Birleşik Krallık, önceden olduğu gibi 7 Ekim’den bu yana da İsrail’e desteğini siyasi ve diplomatik açılardan da sürdürmüştür. Bir önceki muhafazakâr hükûmetin başbakanı Rishi Sunak, daha katliamların ilk günlerinde İsrail’e destek ziyaretinde bulunmuş, sonraki süreçte de hükûmet olarak bu desteklerini hiç esirgememişlerdir. Örneğin, Birleşik Krallık hükûmeti Güney Afrika’nın UAD’de açtığı davaya karşı çıkmış, bu iddiaları asılsız ve ateşkes çabalarına zarar verici bulduğunu belirtmiştir.

Birleşik Krallık hükûmeti ayrıca UCM savcısının Netanyahu ve Gallant için talep ettiği tutuklama taleplerine karşı da benzer bir tavır takınmış ve bu talep aleyhine UCM’ye itirazlarda bulunarak bunların Mahkeme tarafından kabul edilmesi sürecini kasıtlı olarak daha da uzatmıştır.
İnsani yardımın Gazze’ye ulaştırılabilmesi amacıyla çatışmalara ara verilmesini öngören bazı BM Güvenlik Konseyi karar tasarılarının oylamalarında ise çekimser kalmıştır.
Almanya
Tarihsel sorumluluğunun günümüzdeki bir tezahürü olarak, Alman devleti İsrail’e verdiği desteği kendi menfaati olarak görmekte, dış politikasının temel yapıtaşlarından birisi olarak değerlendirmektedir ve bu tavrı, 7 Ekim’den sonra daha da açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ekim 2023’ten bu yana AB içerisinden İsrail’e siyasi, diplomatik ve askerî olarak en büyük destek şüphesiz Almanya’dan gelmiştir. 7 Ekim’in hemen ardından Gazze’deki katliamlar son sürat devam ederken Alman Şansölyesi Olaf Scholz ve Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, İsrail’i ziyaret edip desteklerini açıklayan ilk Avrupalı siyasetçiler arasında yer aldılar. Süreç içerisinde de Almanya’nın yerinin İsrail’in yanı olduğunu ve İsrail’e her ne destek gerekiyorsa vermeye hazır olduklarını defaatle açıkladılar.
İçeride ise Alman güvenlik kurumları, Filistin’e destek ve işlenmekte olan soykırımı dile getirmek için çıkartılan herhangi bir sesi ve İsrail’e yapılan herhangi bir eleştiriyi gerçekle alakası olmayan bir şekilde anti-Semitizm olarak yaftalamış ve Baerbock’un mükerrer kamusal söylemlerini bahane ederek kuvvetle bastırmak için önemli bir gayret göstermiştir.
ABD’den sonra İsrail’e en çok silah sağlayan devlet Almanya’dır. 2019-2023 yılları arasında İsrail’in silah ihracatının yüzde 30’u Almanya tarafından sağlanmıştır. 2023 yılında ise, bir önceki yıla kıyasla bu ihracat 10 kat artarak 300 milyon doları aşmış, İsrail’e hassas askerî ekipmanlar ve silahlar sağlanmıştır. Ayrıca 2023 yılında İsrail’e silah ihracatı için verilen 218 lisanstan 185’i 7 Ekim’den sonra onaylanmıştır.
Ayrıca Alman yetkililer, BM ve uluslararası yargı kuruluşları nezdinde de İsrail’e olan desteklerini esirgememişlerdir. Örneğin, BM Genel Kurulu’nda İsrail’in aleyhine olduğunu düşündükleri oylamalarda ve ateşkes çağrılarına ilişkin karar tasarılarında düzenli olarak çekimser kalmış, Gazze’deki insani dramı dillendirirken bile İsrail’in adını ve rolünü zikretmekten kaçınmışlardır. Ayrıca Güney Afrika’nın UAD’de İsrail aleyhine açtığı davaya ilişkin olarak Güney Afrika’nın iddialarını temelsiz bularak reddetmiş, bu davayı Divan’ın siyasileştirilmesi olarak görmüş ve davaya İsrail’in yanında müdâhil olarak katılma niyetini belirtmiştir.
Bütün bu destekleri Almanya’nın -kendisinin aslında çok da yabancı olmadığı- soykırım destekçiliği koltuğuna sanık olarak oturmasına bile sebep olmuştur. Nikaragua, yine UAD’de açılan davada, Almanya’nın Soykırım Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklerini, İsrail’in işlediği soykırıma maddi ve askerî yardımda bulunarak ihlal ettiği iddiasında bulunmuştur. Her ne kadar Divan, Almanya için geçici tedbirlerin uygulanmasına hükmetmemişse de Almanya’nın davanın reddedilmesi talebi kabul edilmemiştir ve dava devam etmektedir.
İtalya
2013-2023 yılları arasında ABD ve Almanya’dan sonra İsrail’e en çok silah sevk eden ülke İtalya’dır. Bazı İtalyan bakanların 7 Ekim’den sonra İsrail’e silah ihracatının durduğunu belirtmesine rağmen, 2023 yılının son aylarında görece daha az miktarlarda olsa da İtalya’dan İsrail’e silah ve mühimmat ihracatı tespit edilmiştir. İtalyan makamları bu ihracatların daha önceden lisanslandırılmış olduğunu ve sivillere karşı kullanılabilecek materyaller olmadığını belirtseler de özellikle 2023’ün Aralık ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre İsrail’e neredeyse üç kat daha fazla silah ihracatının gerçekleştirilmiş olması bu açıklamalara dair şüphe uyandırmaktadır.
İsrail’in asılsız iddiaları karşısında UNRWA’ya yaptıkları bağışları ivedilikle kesen devletler kervanına İtalya da katılmış, BM ve UNRWA tarafından verilen bazı garantiler ve yapılan kontroller sonrasında bu yardıma devam etme kararı almıştır. Ayrıca BM Genel Kurulu’nda gerçekleştirilen ve Gazze’de ateşkes, insani yardım ve rehinelerin serbest bırakılmasına ilişkin Ekim ve Aralık aylarında gerçekleşen oylamalarda bazı AB ülkeleri ile birlikte çekimser oy kullanmıştır.
Kanada
2024’ün Ocak ayında Kanada, İsrail’e yönelik yeni silah satışı ruhsatlarını askıya almıştır. Ancak 2023 yılında, içinde bomba, torpido, roket ve başka patlayıcı maddeler de içeren silahların satışı için 200’e yakın yeni silah satışı ruhsatını onaylamıştır. Ayrıca 2023’ün son aylarında 20 milyon doları aşan silah ihracatına onay vermiştir. Belirtmek gerekir ki 2023 yılında onaylanan bu satışlar, sonradan alınan yeni ruhsatların çıkarılmasını askıya alan karardan etkilenmeyecektir ve bunların aynı şekilde devam edeceği öngörülmektedir. Ayrıca Kanada, BM Genel Kurulu’nda, Gazze’de ateşkesi ve Filistin devletinin geleceğini öngören farklı karar tasarılarında çekimser kalmıştır.
Belirtmek gerekir ki, İspanya, Bulgaristan, Belçika, Slovakya gibi AB üyesi ülkelerden pek çoğu 2014-2022 yıllarını kapsayan süreçte İsrail’e on milyonlarca avroyu bulabilen farklı miktarlarda silah ve askerî mühimmat ve materyal satışları gerçekleştirmiştir. İlaveten, İsrail’in Gazze’de yoğunlukla kullandığı F-35 uçakları İngiltere, Hollanda, Danimarka, Avustralya gibi pek çok program ortağı ülkeden gelen parçalardan oluşuyor ve bu uçakların uçmaya devam edebilmesi, motor için ve yapısal bazı parçaların sürekli olarak tedarik edilmesine bakıyor.
Ayrıca Avusturya, Çekya, Macaristan gibi ülkeler AB ve BM gibi farklı uluslararası platformlarda İsrail’e siyasi ve diplomatik desteklerini esaslı bir şekilde dile getirmekten sakınmamışlardır.
Özetle, Batı ülkeleri arasında, İsrail’e geçtiğimiz yıllarda askerî satış gerçekleştirmeyen veya İsrail’in Filistin’de uyguladığı yasa dışı işgalin ve insan hakları ihlallerinin Ekim 2023’ten itibaren soykırıma evrilerek devam etmesinde katkısı olmayan bir devlet bulmak neredeyse imkânsızdır.



















