
Tüm dünyanın gözü Gazze’de ama Batı Şeria’da da hayat hiçbir zaman normal olmadı. Neler yaşıyorsunuz, nasıl çalışıyorsunuz?
Biz foto muhabiriyiz. AA için çalışıyoruz. 7 Ekim’den sonra her şey değişti. Hareket kabiliyetimiz, yaptığımız çekimler, özellikle de işimize karşı olan bağlılığımız değişti.
Yüzlerce gazeteci öldürüldü. Mesela ben sırf Filistinli olduğum için İsrail askerleri tarafından darbedildim ve işkence gördüm.
AA ekibiyle birlikte Nablus’a gidiyorduk. Yanımızda bir Türk foto muhabiri de vardı. İsrail askeri onlara, “Neden yanınızda Filistinli bir gazeteci var?” diye sordu. Yani mesele gazeteci olmamız ya da olmamamız değil.
Biz Ramallah ekibi olarak -ben, Hişam Ebu Şakra ve Kays Ebu Semra- Batı Şeria’daki tüm kentleri dolaşıyoruz. Ama 7 Ekim’den sonra Nablus, Tulkerim ve Cenin’deki mülteci kamplarına yönelik askerî “operasyonlarda” bir artış yaşandı.
Ne tür baskılar görüyorsunuz?
İsrail güçleri, 7 Ekim’den sonra tüm kentlerin ve köylerin girişlerine demir çitler yerleştirdi ya da topraktan bariyerler oluşturdu. Bu bizim işimizi zorlaştırdı. Bu bizim hareketimizi kısıtladı. Daha önce Nablus’a 40 dakikada giderken bugün 2,5 saatte gider olduk. Cenin için de aynı durum söz konusu. Kontrol noktalarında da aramalar arttı. Hatta gazetecileri bile gazeteci olup olmadıklarını anlamak için 2 saat alıkoydular.
Cenin’de başkalarından önce gazeteciler doğrudan kurşunların hedefinde. Cenin, Tulkerim ve Nablus’ta görüntü almak riskli bir iş. Birkaç gün önce Cenin’deydik. 10 kişiydik ve basın yeleği giyiyor olmamıza rağmen doğrudan bize ateş açtılar. Kendimizi korumak için yere yattık.
Şu an bir şehit cenazesi var. Arkadaşlarınız da şehit oluyor. Çalışırken korkmuyor musunuz? Neler hissediyorsunuz?
Bugünkü cenaze bizim savaşa ve askerî “operasyonlara” dair yaptığımız çekimlerin çok basit bir parçası.
Gazetecilerden çok şehit veriliyor. Bu, işinize nasıl tesir ediyor?
Biz korkunun zirvesini, Şirin Ebu Akile Cenin’de öldürüldükten sonra yaşadık. Ebu Akile basın yeleği giydiği hâlde kasten öldürüldü. 7 Ekim’den sonra arkadaşlarımızın nasıl hedef alındığını gördük. Söylediğim gibi, yüzlerce gazeteci şehit oldu. İsrail, kameraların sahada yaşananları nakletmesini istemiyor, gerçeklerden korkuyor.

Hiç aklınızdan çıkmayan, kamerayı bırakmak istediğiniz, “yeter artık!” dediğiniz bir olay var mı?
Bu kamerayı elimize aldığımız an onu bir daha bırakmamaya karar vermiştik. Fotoğraf makinesi bizim silahımız, halkımın durumunu naklettiğimiz silahımız. Bu nedenle gazetecilerin hedef alındığını görsek de kamerayı bırakmayacağız. Bilakis bu saldırılar bizim azmimizi artırıyor. Şehit olanlar bize, yola devam etme sorumluluğunu yüklüyor.
Nasıl bir Filistin hayal ediyorsunuz? Bir gazeteci olarak geleceğe dair hayaliniz ne?
Ben bir Filistinli ve gazeteci olarak Filistin’in özgürlüğüne kavuşmasını, işgalin sona ermesini istiyorum. Kudüs’e girmeyi, Mescid-i Aksa’da çekim yapmayı, tüm dünyanın Kudüs’e gelmesini istiyorum. Benim ve tüm Filistinlilerin arzusu özgür olmak, işgalin son bulması ve barış içinde yaşamaktır.


