Content Advisory

Hassas İçerik Uyarısı

Bu site, savaş suçları gibi hassas konuları işlemekte olup, yaralı veya ölmüş insanları gösteren birçok detaylı görsel içermektedir.

Dr. Pascal André
Acil Tıp Doktoru
Paris - FransaRöportaj: Esra Taşkın
Dr. Pascal André
Enfeksiyon hastalıkları uzmanı olarak hastanenin her koridorunu tek tek gezdim. Her yere girdim çıktım ve size şunu söyleyebilirim ki, Refah’taki Anne-Çocuk Hastanesi’nde, Emirlikler Hastanesi’nde veya Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi’nde İsrail’in anlatılarındakine benzer hiçbir şey yoktu

Ben Dr. Pascal André. Şu anda Aveyron’da acil tıp doktoru olarak çalışıyorum ve enfeksiyon hastalıkları uzmanıyım. PalMed (Akademi) ile birlikte 8-22 Şubat tarihleri arasında Gazze’ye, Han Yunus’a bu uzmanlık alanımda faaliyet göstermek üzere gittim. Daha sonra ise Nisan ayında AMANI derneğiyle Batı Şeria’da bulundum.

Öncelikle, bölgeye erişmenin ne kadar zor olduğunu gördük, zira giriş yapabilmek için dört ay beklemek zorunda kaldık. Bölgeye yalnızca Amerikalıların yardımıyla girebildik çünkü Amerika-İsrail iş birliği olmadan Mısır’a geçmek imkânsız, her şey birbiriyle bağlantılı. Bunu bizzat yaşadık. Ayrıca haftalardır, hatta aylardır bloke edilmiş olan ve sadece birkaç kilometre veya hatta birkaç yüz metre ötedeki insanlara acilen ulaştırılması gereken insani yardımları gördük; bu yardımlar Refah sınırında bekliyordu. Refah’a geçtiğimizde ise, karşılaştığımız manzara tamamen bir yıkıma uğramışlıktı. Daha şubat ayının başında durum bu şekilde vahamet arz ediyordu.

Boş ve tükenmiş bakışlarıyla insanlar gelen yardım tırlarına âdeta saldırıyordu, çünkü yiyecek yoktu, insanlar açlıktan kırılıyordu ve ne bulurlarsa üstüne atlıyorlardı.

Sonra Avrupa Hastanesi’ne ulaştık, burası adeta korunaklı küçük bir ada gibiydi çünkü çevresinde 25,000 kişi yaşıyor ve en az 4,000-5,000 kişi hastane içinde bulunuyordu; yalnızca 300 yatak kapasitesine sahip küçük bir hastane, tamamen kapasitesinin üzerinde çalışıyordu. Hastanenin çevresinde, çadırlarda veya hemşirelik okulunda, hayatta kalabilmiş birçok sağlık çalışanı vardı. Bunlar yerel sağlık çalışanları ya da Gazze’nin diğer bölgelerinden gelen ve bugün hâlâ işlevsel olan en büyük hastane olan Avrupa Hastanesi’nde görev yapan kişilerdi.

Biz oradayken çok yakınlardaki En-Nâsır Hastanesi şiddetli bir saldırıya uğradı. Birçok sağlık çalışanı rehin alındı. Sadece Hamas veya bölgedeki diğer silahlı gruplar tarafından tutulan İsrailli veya çift uyruklu rehinelere odaklanılması gerçekten üzücü. İsrail silahlı kuvvetlerinin elinde veya İsrail hapishanelerinde uzun süredir tutulan sivil rehineleri, tıbbi personeli unutuyoruz. Yani, tamamen bitkin ve terörize edilmiş —tam anlamıyla terörize edilmiş- bir halk gördük.

Gün boyunca sürekli devriye gezen, uyumanızı engellemek için kasıtlı olarak orada tutulan o insansız hava araçlarının yarattığı korkuyu biz de bizzat yaşadık. [André sesi taklit ediyor] Bu araçlar gece gündüz başınızın üstünde vızıldıyor. O derece ki kulak tıkacı da taksanız, yastık da bastırsanız veya ellerinizle kulaklarınızı da kapatsanız bile o sesi duyuyorsunuz. Ve insanlar bu seslerle ve neredeyse kesintisiz yapılan bombardıman altında yaşamaya çalışıyor.

Bu bombalar şimdilik Avrupa Hastanesi’ni vurmuş değil, ama çok yakınlara düşmüşlükleri var. Geçen hafta hastanenin sadece 300 metre uzağı vuruldu. Hastanede son beş aydır maaş alamamış olsalar bile ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan sağlık çalışanları var. Bazıları çalışmaya devam etmeyi başarmış; son beş ayda maaş olarak hepi topu 500 euro veya karşılığı kadar dolar almışlar.

dr-pascal-andre
2 Temmuz 2024, Han Yunus-Gazze (AA - Anas Zeyad Fteha)
Biz—son on haftada Gazze’ye giden ve bir görüş yazısının altına imza koyan 17 sağlık çalışanı— Filistinlilerden tek bir şiddet söylemi duymadık. Onlardan tek bir nefret söylemi işitmiş değiliz

Çoğu, “gönüllü” olarak adlandırılan, yani diğer hastanelerden gelip ücretsiz çalışan kişiler. UNRWA tarafından sağlanan gıda yardımı almaya hak kazanıyorlar, tabii UNRWA fonlandığı sürece. Ve sürekli yapılan bombalamalar sırasında ailelerinin başına ne geleceğini merak ederek, bu endişe içinde çalışıyorlar.

Yani, burada hepsi de sivil olan olağanüstü cesarete sahip insanlardan bahsediyoruz. Tek bir silah bile görmedik. Enfeksiyon hastalıkları uzmanı olarak hastanenin her koridorunu tek tek gezdim. Her yere girdim çıktım ve size şunu söyleyebilirim ki, Refah’taki Anne-Çocuk Hastanesi’nde, Emirlikler Hastanesi’nde veya Han Yunus’taki Avrupa Hastanesi’nde İsrail’in anlatılarındakine benzer hiçbir şey yoktu. Bence, son altı aydaki İsrail anlatısını bağımsız bir şekilde doğrulamak için hepimizin beklemesi gerektiğini düşünüyorum, çünkü medya savaşlarının ne kadar acımasız olabileceğini biliyoruz. Bu her iki tarafta da olabilir. Ama her ne olursa olsun, şunu söyleyebilirim ki, biz—son on haftada Gazze’ye giden ve bir görüş yazısının altına imza koyan 17 sağlık çalışanı— Filistinlilerden tek bir şiddet söylemi duymadık. Onlardan tek bir nefret söylemi işitmiş değiliz.

Sadece vatandaşlardan -annelerden, babalardan, çocuklardanşu sözleri duyduk: “Biz insanız, Netanyahu’nun dediği gibi hayvan değiliz. İsraillilerle barış içinde yaşamak istiyoruz. Bu bizim... en büyük arzumuz. Peki neden bize böyle davranıyorsunuz? Neden bizi böyle öldürüyorsunuz?”

Bize, yani yabancı sağlık çalışanlarına, şöyle dediler: “Evinize dönün. Bize yardım etmeye gelmeniz çok güzel bir şey ama geri dönün ki abluka kaldırılsın ve biz de kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilelim, kendi derdimize derman olalım ve böylece bu bombardımanların durdurulması mümkün olsun, çünkü sizin Avrupa ve Kuzey Amerika’daki toplumlarınızın ikiyüzlülüğü ve sessizliği bu bombalamaların devamı için ‘kesinlikle gerekli’.”

İşte durum bu. Gördüğümüz şey buydu. Gerçekten korkunç savaş yaraları gördük. Savaş hekimliği konusunda tecrübeli değilim, ama burada, Amerika Birleşik Devletleri’nde, hâlâ birçok savaş yaralısının bulunduğu yerlerde veya Orta Doğu ve başka yerlerdeki cephelerde 10, 20 veya 30 yılını geçirmiş olan meslektaşlarım— ve özellikle savaş hekimliği konusunda çok deneyimli iki Fransız meslektaşım, Profesör Raphaël Pitti ve Dr. Zouelana—Gazze’deki gibi vakaları ömürlerinde görmemişler.

Hiçbir kaçış yolunun olmadığı, sivillerin bu kadar yoğun bir şekilde hedef alındığı bir savaş bölgesi daha önce hiç görmemişler. Bu, âdeta kapanan bir tuzak gibi; insanlara “sığınacak bir yer bulun” diye talimat veriliyor. Kaydettiğimiz tanıklıkların çoğu—toplamda 3 saat 30 dakika uzunluğunda ses kaydımız ve şimdi de tüm medya ve kamuoyuna açık 40 dakika olacak şekilde düzenlenmiş videolarımız var—insanların, yer değiştirmek zorunda kaldığını anlatıyor; buna “yer değiştirmek” denebilirse tabii. Gece yarısı ellerinde hiçbir şey olmadan koşa koşa kaçmak, gecede en az 4-5 kez… Her seferinde sözde güvenli bir yere ulaştıklarında, bizzat o mekânın bombalanması… Aile fertlerini kaybetmeyen yok; neredeyse hepsi evlerini, tüm hatıralarını kaybetmiş ve kaydettiğimiz videoları ya da onların kendi cihazlarından gösterdikleri videoları izlerseniz, bu saldırıların Gazzelilerin köklerini, anılarını, kültürlerini, maneviyatlarını yok etmek için kasıtlı olarak yapıldığını açıkça görürsünüz.

dr-pascal-andre
2 Temmuz 2024, Han Yunus-Gazze (AA - Jehad Alshrafi)
Bugün bir halkı bu derece terörize eden bir devletin terörist eylemlerinden bahseden var mı? O devlet ki onları bir kapanın içine hapsedip, kaçış yolu bırakmaksızın tüm köklerini ve umutlarını yok ediyor. İşte bu tastamam terörizmin tanımıdır.

Camilerin, üniversitelerin, okulların, sağlık çalışanlarının, öğretmenlerin, kutsal alanların, tarihî yerlerin hedef alınması; bunlar gerçekten yok etmek amacıyla yapılan kasıtlı eylemler.

Dolayısıyla, sağlık çalışanları olarak, 26 Ocak’ta apaçık ortada olan bir soykırım niyetine tanık olduk. Topladığımız ve yanımızda getirdiğimiz kanıtlar—tabii ki hepsi de anonim, çünkü konuşanların kimliklerini ifşa etmek hayatlarını anında tehlikeye atacaktır— bunu destekliyor. Bu gerçeklik artık çok iyi biliniyor ve bir sağlık çalışanı olarak, yıllardır duvarlar arkasında yaşayan İsraillilerin çektiği acıyı ve travmayı derinden anlıyorum. Bu, bazı insanların Güney Afrika’da yaşadıklarıyla benzer. Birkaç gün önce France Culture’da bir hikâye dinlediğimi hatırlıyorum; bir Afrikaner kadın şöyle anlatıyordu:

“Ben, beyin yıkama neticesi olarak siyahilerden korkarak yetiştirildim. Ve Mandela hapishaneden serbest bırakıldığında öyle denk geldi ki ben o sıralar siyasete bulaşmış bulunuyordum ve Mandela’nın kurduğu hükûmete bir şekilde atandım. Ama üç hafta boyunca ofisime kapandım, zira iktidardaki bir Mandela ile karşılaşmaktan korkuyordum. Sonra bir gün, kapımı çaldı, benimle Afrikaans dilinde konuştu, ailemi sordu. Eridim âdeta.”

Bu hikâyeyi duyduğumda, aklıma İsrailliler geldi; muhtemelen Tel Aviv’de, uçakta ya da başka yerlerde birçok kez karşılaştığım kişiler gibi, Filistinlilerden, terörizmden, İslam’dan derin bir korku duyan İsrailliler. Bu korku öylesine köklü ki, 7 Ekim’de yaşanan bu korkunç travma… Sivillere saldırmak elbette ki korkunç bir şey, ama ne yazık ki, sivillere saldırılar 7 Ekim’de başlamadı. (Fransa’nın üçüncü kadın hahamı) Delphine Horvilleur beni düzeltecektir çünkü “ama” demiş bulunuyorum…

Kısacası, bu olayların hiçbiri 7 Ekim’de başlamadı. 1 Ocak ile 7 Ekim arasında öldürülen 350 sivilden bahseden var mı? Batı Şeria’da yaşanan apartheid hakkında -ki ben sadece üç hafta boyunca tanık oldum- kim konuşuyor? İsrail’in uluslararası hukuka uymadığından kim bahsediyor? Bugün bir halkı bu derece terörize eden bir devletin terörist eylemlerinden bahseden var mı? O devlet ki onları bir kapanın içine hapsedip, kaçış yolu bırakmaksızın tüm köklerini ve umutlarını yok ediyor. İşte bu tastamam terörizmin tanımıdır. Kim bundan bahsediyor?

On altıncı bölge belediyesinde İsrail bayrağı ile sergilenen şey, halkı desteklemek, terörizme karşı çıkmak ve rehinelerin serbest bırakılması için yapılan bir destek gösterisi. Yarın saat 19:00’da da (Paris) Trocadéro’da İnsan Hakları Meydanı’nda İsrail ordusunu desteklemek ve rehinelerin serbest bırakılması için yapılacak bir gösteriye izin verildiğini görüyorum.

Evet, rehineleri serbest bırakın, ama tüm rehineleri serbest bırakın ve Gazze’de 17 yılı aşkın süredir rehin tutulan bu halkı da serbest bırakın; ve bildiğiniz gibi, 1948’den beri, Nekbe travmasıyla birlikte, rehin tutulan tüm bu diasporayı, evlerine dönmelerine izin verilmeyen insanları, Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan, düşüncelerinde ve hareketlerinde özgür olmayan insanları da serbest bırakın.

dr-pascal-andre
24 Ekim 2024, Gazze Şehri-Gazze (AA - Ali Jadallah)
Enkaz altından çıkan bir kız çocuğunun cesedi, İsrail’in işlediği savaş suçlarından bir diğerinin kanıtı. Cesedi tek kişi kaldırabilse de acıyı tek kişinin yüklenmesi imkânsız. İnsana ait tüm değerlerin yok edildiği katliam için yapılabilen tek şey sessiz kalmadan tanıklıkları kaydetmek. Adaletin tesis edildiği güne kadar bu emaneti korumak

Bu etrafımıza ördüğümüz duvarlardan çıkalım ve eğer gerçekten tüm aşırılıklara karşı mücadele etmek istiyorsak—ister İsrail’de, ister Fransa’da, ister başka bir yerde, ister Hamas’la ilgili olsun— gerçekleri konuşalım. Bugün hâlâ -daha 48 saat önce gördüğümüz gibi- Fransız hükümeti tarafından sergilenen bu kapanmışlık tavrından uzaklaşalım. Başka bir hükûmet yetkilisi bir şeyler üzerinde ciddi olarak düşünüyor, “Buluşmaya ve birlikte barış yapmaya cesaret edelim” gibi bir şeyler. Duvarlar inşa etmek barış getirmez; bizi bu durumdan çıkaracak şey, her bir kişinin güvenlik ihtiyacını, arzusunu ve acısını kabul etmek ve uluslararası hukuku uygulamaktır.

Evet… (Fransız) cumhurbaşkanı ve eşi, Gazze’den yeni dönen 17 Fransız sağlık çalışanı ve diğer birçok sağlık çalışanı tarafından da desteklenen, yeni yazdığımız makalenin alıcıları arasında yer alıyorlar. Ama sadece onlar (Macron çifti) değil; bizimle hiç tanışmamış, anlatımızı dinlemeyen, etik, dengeli ve kanıtlara dayanan, bir tarafı diğerine tercih etmeyen anlatımızı dinlemeyen sağcı, merkezci politikacılar da var. Sırf Filistin’de veya başka yerlerde uluslararası hukukun uygulanmasını destekleyen belirli gösterilere katılıyorum diye bu bir tarafı desteklediğim anlamına gelmez. Hayır, ben bir doktorum; herkesin tedavisini sağlamak için buradayım ve bir doktor olarak söylemek istiyorum ki, bombalamalar ve terör varken bakım ve tedavi sağlamak apaçık imkânsız. Ve bombalamalar ve terör mevcut olduğunda… çünkü şu anda Fransa’da en yüksek siyasi düzeylerde kilitli durumdayız. Daha 48 saat önce yapılan bir konuşmada kendisini sorgulamadan ya da sunulan anlatılar eleştirel olarak analiz edilmeden sözüm ona yanlışlıklar hedef alınıyor, ama sistematik yaklaşım yanlış nesneye işaret ediyor. Paris Siyasi Bilimler Akademisi (Sciences Po)’da Filistinli kadınlara yapılan saldırılarda bunu yeniden gördük. Bu, gerçekten demokrasinin geleceği hakkında endişe uyandırıyor.

“Kapana sıkıştırılmış silahsız bir sivil halk üzerinde bir terör rejimi sürdürmenin adı terörizmdir.”

Dolayısıyla, politikacıların ve medyanın buradaki sorumluluğu aşikâr, çünkü ulusal medyamız kapalı; Marsilya haricinde, orada ulusal medyaya kısmi erişimimiz oldu. Açıkçası, bu mesele alternatif söyleme kapatılmış durumda, çünkü insanlar korkuyor, bugün yasama ve yürütme organlarınca anti-Siyonizm ile anti-Semitizm arasındaki farka dair yaşanan kafa karışıklığı ve terörizmi onaylama korkusu etrafında sürdürülen bir söylemden korkuyorlar. Ama farkında olalım; her birimiz farkında olalım— ki neler yaşandığını biliyoruz—kapana sıkıştırılmış silahsız bir sivil halk üzerinde bir terör rejimi sürdürmenin adı terörizmdir. Ve uluslararası hukuka göre—bu benim alanım değil, ancak uluslararası hukukçulardan duyduğuma göre—uluslararası hukuka uyulmaması nedeniyle sömürgeleştirilenin kendini savunma hakkı vardır. Ve bugün, buradan çok uzak olmayan Invalides ve Pantheon’da, vaktiyle “terörist” olarak yaftalanan direnişçileri yâd ediyoruz; dolayısıyla kendimizi bir sorgulayalım. Ve her şeyden önce, Fransızlar arasında, farklı inançlara sahip Fransızlar ya da sekülerler arasında bu derece bölünmüşlüğe saplanmayalım. Eğer arzumuz güvenlikse, tek bir ortak hedefimiz olsun: aşırılığa karşı mücadele etmek. İşte bu bizim ortak hedefimiz olmalıdır.

slide-0
11 Mayıs 2024, Deyr el-Belah-Gazze (AA - Ali Jadallah)
Ölüm tanıdık olsa da alışıldık değil. İsrail katliamlarında hayatını kaybeden her Filistinli geride acı ve gözyaşı bırakıyor. Kanları henüz kurumamış olan ölü ve yaralılar ölüm ve yaşam arasındaki ince kırmızı çizgiyi gösteriyor. Şarapnel parçalarıyla tahrip olmuş evin merdivenlerindeki çocuk olup biteni anlamaya çalışıyor. Duvara yazılan Ebu Muhammed yazısı kimi tanımlıyordu ve o kişi hala hayatta mı bilmiyoruz.
slide-1
11 Mayıs 2024, Deyr el-Belah-Gazze (AA - Ali Jadallah)
Bir minibüsün ardında cesetler. Yapılması gereken sadece kefenlenip gömülmeleri. Ölenler artık hayatta değil ama kalanların ne kadar yaşıyor oldukları da ayrıca düşünmeye muhtaç bir konu. İsrail’in savaş hukukunu çiğnemesi artık kanıksanan bir durum olsa da acıların hissedilmesine mani değil. Minibüsteki adam arkadaşları ve belki akrabalarıyla son yolculuğunu yapıyor. Adalet yerini bulduğunda acıları belki bir nebze azalacak.
slide-2
3 Haziran 2024, Deyr el-Belah-Gazze (AA - Ashraf Amra)
Uzun bakış. Fotoğrafın sol üstündeki genç muhtemelen fotoğrafı çeken Ashraf’a bakıyor. Hangi acıyı kaydettiğini anlamaya çalışıyor olabilir. Yerde uzanan küçük erkek çocuğunu mu yoksa acıyla kıvranan küçük kız çocuğunu mu? Tüm acıların kendilerine ancak fayanslarda yer bulduğu bir dram bu. Söz bitiyor, gözyaşı konuşuyor. Acılar katmerlenerek yaşanmaya devam ediyor.
slide-3
7 Mayıs 2024, Refah-Gazze (Jehad Alshrafi)
Sadece günler değişiyor, aylar değişiyor, yıkım değişmiyor. Mısır ve Filistin arasındaki sınır kapısının Filistin tarafını ele geçiren İsrail işgal güçleri civardaki sağlık altyapısını da hedef alıyor. Tahliye edilen Ebu Yusuf EnNeccar Hastanesi’nde ışıklar henüz yanıyor. Bu, geri dönüşün bir işareti pes etmemenin sembolü olabilir. Yaralar sarılacak ve Filistin, Gazze yeniden ayağa kalkacak. Fotoğraf belki de bunu anlatıyor.