
Öncelikle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. 107 gün sonra Gazze’den ayrılma kararı almak ne kadar zordu? Ayrılmadan hemen önce arkadaşlarınızla olduğunuz bir video paylaştınız ve şu mesajı yayınladınız: “Birçok sebepten dolayı çıkmak zorundaydım. Bazılarını biliyorsunuz, fakat hepsini değil.” Bilinmeyen sebepler nelerdi?
Birincisi, belki de orada olduğum için tüm nedenleri göremedim. Dışarıdan bana ulaşmak kolaydı. Her şeyi gösterdiği, göstermeye çalıştığı için hayatını kaybeden birçok gazeteci gibi… Bazen her yerde olmak, işledikleri suçları, her gün yaptıkları soykırımı haberleştirmek sizin için çok tehlikeli olabiliyor. Ben sadece bir fotoğrafçı olarak elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Hakkında konuşmadığımız bir şey olarak bu var. Bilmiyorum. Bilmiyorum. Herhangi bir kimse… sanmıyorum. Belki de bu noktaya kadar bunu anlaşmışsınızdır. Ayrıca ben kendimi de yiyecek ararken bulana kadar ayrılmaya karar vermedim. Yolun sonuna varmıştım. Ayrılmak benim için kolay olmadı, ama aynı zamanda kalmak da benim için kolay değildi.
107 gün boyunca Gazze’deydiniz ve şimdi dışarıdasınız. Nasıl hissediyorsunuz? Bu geçiş sürecini nasıl atlatıyorsunuz?
Ben özel bir konumda birisi değilim. Ayrıldığım ilk günden beri mülakatlar vermeye başladım, insanlar benimle daha çok konuşuyorlar. Farklı yerlerden, farklı ülkelerden yetkililerle tanışıyorum. Çok kişiyle tanıştım, daha da tanışacağım çok kişi var. Giderek daha fazla insanla buluşacağım, daha çok konuşacağım ve daha çok göstereceğim, çünkü insanların bana güven duyduğunu hissediyorum. Bu yüzden onlarla birlikte onların mekânlarında olursam bana daha çok inanırlar. Bu, en azından halkım ve ülkem için bir şeyler yapmamın bir yolu.
Bunun şimdiye kadar belgelenmiş en büyük soykırım olduğunu söylüyorsunuz. Neden böyle düşünüyorsunuz?
Her şey 4K kalitesinde belgeleniyor. Videoları 4K kalitesinde yayınladım ve tüm dünya görüntüleri gördü ve II. Dünya Savaşı ile aynı. Her şey belgelenmiş de değil ama korkunç şeylere şahit olduk. Burada ilk dakikadan itibaren her şeyi belgelemeye başladık ama durum aynı. Kimse yaşananları durdurmak için harekete geçmedi. Şu anda, şu mülakatı yaptığınız sırada halkım öldürülmekte ama kimse gerektiği gibi davranmıyor.
Hiç unutamadığınız bir fotoğraf ya da video var mı? Örneğin, bir çocukla ambulansta olduğunuz bir kare hatırlıyorum
Evet, evet. Belki de bu konuda konuşmak bana zor geliyordur… Ve her şeyi hatırlamak da benim için çok zor, çünkü inanın bazen kendimi aklımı kaybetmiş gibi hissediyorum. Kolay değil. Ama hafızama kazınan bazı kareler var; bebeklerle ilgili… beyinleri dışarı çıkmış bebekler… Yani, evet. Bilmiyorum. Bunları asla unutamayacağım. Aynı zamanda bunların üstesinden nasıl geleceğimi de bilmiyorum.

Bize o kareyi anlatabilir misiniz? O bebeği taşıyan ambulanslı kare
Ben PRCS gönüllüsüyüm. Bebeklerin olduğu iki sahne vardı.
Bir bebekle olduğum bir sahne var, bir de iki bebeğin olduğu bir video var. İki bebekle arkadaşımın arabasındaydım, ama ambulanslı karede PRCS -Filistin Kızılay’ı- gönüllüsü olarak bulunuyordum. Gönüllü sağlık görevlisi, ilk yardım görevlisi ve aynı zamanda fotoğrafçı olarak. İstasyonun yakınında bir bombalama oldu. Ambulansla kontrole gittik ve bir ev olduğunu ve kadın ve bebeklerle dolu olduğunu öğrendik. Ve çok sayıda yaralı vardı.
O küçük kız bebeği elime aldım, yaşadığını sanıyordum ama nabzını kontrol etmek için baktığımda vücudunun çok soğuk olduğunu gördüm ve oracıkta vefat etti. Şu ana kadar ne gözyaşlarıma ne de kalbime hâkim olabilmiş değilim. Hâlâ hatırlıyorum; elime aldığımda ne kadar küçücük kalmıştı… Ve o daha yeni doğmuş bir bebekti.
İsrail ordusu doğrudan gazetecileri hedef alıyor. Hayatınız için endişe ettiniz mi?
Evet, hayatım için endişe ettim. Özellikle de İsrail Savunma Güçleri’nden (İsrail ordusu) telefonlar alıyorsanız, sizi arayan yerleşimcilerden tehditler alıyorsanız, bazıları size hakaretler, lanetler edip duruyorsa… Bazıları sizden yaptığınız şeyi bırakmanızı talep ediyorsa; bunlar kolay şeyler değil.
Herkes sizin bir kahraman olduğunuzu söylüyor, Ali Jadallah gibi. Kahraman olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Hayır, ben sadece ağır bir soykırım altında bulunmuş bir kimseyim. İşgal altındasınız ve gerçekleri dünyaya göstermek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Hepsi bu. Ben bir kahraman değilim, ama korkak da değilim.
Gazze’den ayrılmanın zor bir karar olduğunu söylemiştiniz. Gazze’de mahsur kalan gazetecilere bir mesajınız var mı?
Güçlü kalın, kardeşlerim. Ne hissettiğinizi biliyorum. Ve umutsuz hissettiğinizi biliyorum ve yaptığınız şeyi yapıyorsunuz ve geçmişte olduğu gibi hiçbir şey değişmiyor. Size diyecekleri ki, “Haydi gidin her şeyi kayıt altına alın ve hakikati dünyaya gösterin.” Dünya gerçeği gördü ve hiçbir şey değişmedi. Ama ben onların durumunu anlıyorum. Umarım güvende kalabilirler. Ve onlara diyorum ki, lütfen artık hayatınızı riske atmayın, çünkü kimse umursamıyor.
Kimse umursamıyor mu?
Kimsenin umurunda değil.
Yaşananlar zor…
Evet, zor. Ateş altında acı çeken insanlar var ve insanlar neler olup bittiğini sizin aracılığınızla izliyor. Olanları izlemek için sizi kullanıyorlar ve kendi hayatınızı önemsediğinizde, “Hey, siz korkaksınız; güçlü dursanıza!” Bu yaşananlar sanki onlar için bir film. Biz bir film değiliz. Evet, bu bizim ülkemiz. Dünyanın gözü önünde vahşi bir işgale karşı mücadele veriyoruz. Ve işte böyle… Hayır, hiç kimse bu yaşananları durdurmak için herhangi bir eylemde bulunmayan dünyaya bir resim göstermek için hayatını riske atmamalı.

Artık dışarıdasınız. Gelecek planınız nedir?
Bu savaş sona erene ve Gazze yeniden inşa edilene kadar planım, oraya buraya giderek daha fazla gürültü çıkarmak, insanlarla, kitlelerle konuşmak ve resimlerimle, videolarımla desteklenen konuşmalar yapacağım. Sırf insanların bana duydukları güvene saygı göstermek istiyorum, bu yüzden tüm dünyadaki herkese ulaşıp onlara yaşananları ve yapılması gerekenleri anlatmalıyım. Aynı zamanda yetkililerle konuşmak lazım, ama resmî yetkililere güvenmiyorum. Aslında hükûmetlere güvenmiyorum, çünkü çok hilekârlar ve aynı zamanda elimden geleni de yapacağım. Ben Gazzeli tek bir kişiyim. Bir genç olarak elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Şu anda bağımsızım. Kendimi bağımsız tuttum, çünkü kimsenin beni etkileyen biriyle çalıştığımı veya başka bir şey yaptığımı düşünmesini istemiyorum. Hayır, ben bağımsızım. Ben ülkesinin işgalden kurtulmasını isteyen, Gazzeli bir Filistinliyim. Hepsi bu.
Mevcut jeopolitik koşullar altında Müslümanların şu anda yapması gerektiğini düşündüğünüz, ancak yapmadıkları şeyler neler?
İnanın bana, eğer bu yaşananlar başka herhangi bir yerde, herhangi bir Müslüman ülkesinde yaşanıyor olsaydı, diğerlerinden daha fazla harekete geçecek olanlar Filistinliler olurdu. Ama elbette 1948’den bu yana saldırıya uğruyoruz, öldürülüyoruz, katlediliyoruz, binlerce kişi hapse, İsrail hapislerine atılıyor. Ve hiçbir şey değişmiş değil. Birtakım sözler duyuyoruz ve peki, tamam, teşekkürler, bu sözler için de teşekkür ederiz kardeşim. Ama aynı zamanda artık bir şeylerin değişmesine ihtiyacımız var. Ben, şu anda sadece bir şeyler söylemekle kalmayacak, bir şeyleri değiştirecek birini, arayan biriyim. Ama sadece bir şeyler işittiğimle kalacağım. Ama benim aradığım şey bu değil. Değişikliklere ihtiyacımız var.
Gazze’den ayrıldığınızdan beri herhangi bir şekilde huzurunuzu kaçıran, sizi rahatsız eden neler var?
Neredeydim, neler yaşanıyordu, kaybettiğim dostlar, kaybedilen aileler, mekânlar… Bunları idrake çalışıyorum hâlâ. Ve insanlar sırf hayatta kaldınız ve Gazze’den çıktınız diye sizi yargılıyorlar. Bilmiyorum. Ve artık insanların bizi saldırılar altında savaşırken ve yiyecek bir şey bulamazken görmekten hoşlandıklarını düşünmeye başlamıştım. Ama şu anda onlara gerçek bir Filistinli, gerçek bir insan, dünyadaki herhangi bir insan gibi olduğunuzu gösteriyorsunuz ve bunu görmeye alışkın olmadıklarını hissediyorum.
Herkes Gazze’de ateşkesten bahsediyor, hatta Biden bile. Ne düşünüyorsunuz?
Evet, dondurma yerken ateşkesten bahsedenler...
Evet, evet. Gazze için bir gelecek umudu var mı? Gazze kısa sürede yeniden inşa edilebilir mi?
Hayır.

Peki, o zaman Gazze’dekiler ne yapacak?
Gazze yıkıldı. Gazze’deki binaların yüzde 90’ı yıkıldı ve insanlar çok umutsuz. Ben mi? Ben de çok umutsuzum. Yakın zamanda yeniden inşa edileceğini sanmıyorum. Şu anda bir ateşkes elde etmeyi umuyoruz. Benim de peşinde olduğum, gerçekleşmesi çağrısında bulunduğum şey bu, ama bilemiyorum… Belki de yanılıyorum, belki de haklıyım. Bilmiyorum.
Gazze’den ayrıldıktan sonra ilk önce Katar’a gittiniz ve şimdi Türkiye’desiniz. Neden bu iki ülke?
Aslında ben de bu soruyu bekliyordum; neden Türkiye ve Katar? Gazze’den çıkarken Katar’a gideceğimi bilmiyordum, ancak kapılarını ilk açan ve “Buyurun, burada güvenle kalabilirsiniz” diyen ilk ülke Katar oldu. Türkiye de hüsnükabul gösterip kapılarını açıyor. Filistinlilere ülkelerine erişimi kolayca sağlıyorlar, diğer ülkeler gibi değil. Bu ülkelerin hiçbir ajandası yok ve Filistinlilerle dünyadaki herhangi bir insan gibi ilgileniyorlar, vize almak için aylarca beklemek gibi bir durumla karşılaşmadan ülkelerine giriş yapabiliyorsunuz. “Sizi burada görmekten mutluluk duyarız” diyorlar. Bana hüsnükabul gösteren ilk iki ülkenin bu ülkeler olmasından memnunum. Benim bulduğum muamele böyle oldu. Ve inanın bana, eğer bir seçim yapmak zorunda olsaydım da aynı ülkeleri seçerdim, çünkü size saygı gösterdikleri için onlar da saygı görmeyi hak ediyorlar. Zira savaştan önce bile Katar her zaman Gazze’yi yeniden inşa eden, finansal destek sağlayan, Gazze için bir şeyler yapan bir ülkeydi.
Son soru. Bir savaş gazetecisi misiniz yoksa savaş fotoğrafçısı mı?
Hayır, ben sadece bir fotoğrafçıyım. Güzel fotoğraflar çekerim. Bu işi arkadaşım Mustafa ile birlikte yapardık. Gazze limanına gidip gün batımı fotoğrafları çekmeyi çok severiz. Motaz budur. Ama ülkesinin içinde bulunduğu durum kendisine foto muhabiri olmaktan başka bir tercih bırakmadı. Aslında bunu sevmiyorum, çünkü olanları, savaşı sevmiyorum. Ölen, öldürülen, bombalanan insanların fotoğraflarını çekmeyi sevmiyorum. Ben sadece güzelliğin fotoğrafçısıyım, ama ne yazık ki benim durumum bu, benim ülkem de bu durumda. Ve bütün bunlar işgalin yüzünden. Ben sadece yapmam gerekeni yaptım. Bunu yapmayı ben seçmedim, ama yapmamak gibi bir seçeneğim de yoktu. Bu yaşananlar son tecavüzler, son savaş ve bu sefer sanırım farklı oldu. Ben de tüm gücümü, sahip olduğum her şeyi, dilimi, kameramı, bedenimi, her şeyi en azından bir şeyler yapabilmek için kullandım. Alın size Motaz… Ama böyle binlerce genç var, binlerce Gazzeli var. Onlar da ülkeleri için bir şeyler yapıyorlar. Herkes elinden geleni yapıyor. Yani bir tek ben değil. Tek arzuları geleceği inşa etmek, barış içinde yaşamak ve işgal ve kuşatma altındaki değil, özgürleşmiş ülkelerinde yaşamak olan pek çok muhteşem insan var.





