Content Advisory

Hassas İçerik Uyarısı

Bu site, savaş suçları gibi hassas konuları işlemekte olup, yaralı veya ölmüş insanları gösteren birçok detaylı görsel içermektedir.

Adem Metan
Gazeteci
İstanbul - TürkiyeRöportaj: Serkan Kaya
Adem Metan
Fosfor bombalarının dünyaya servisini ilk Anadolu Ajansı gerçekleştirdi. Bunlar tarih sayfalarına, bundan yıllar sonra, yüzyıllar sonra İsrail’in hanesine utanç sayfası olarak kaydedilecek

Orta Doğu’da 7 Ekim’den beri büyük bir kırılma yaşanıyor. On yıllardır süren bir gerilim var ama bu sefer o ara ara yaşanan küçük savaşlardan ziyade âdeta topyekûn ve tek taraflı bir savaşa döndü. Bir tarafın bir tarafı neredeyse yok etme çabası, bir soykırım işleme çabası görülüyor. Türk gazeteciler de İsrail topraklarında -ya da şöyle diyelim- işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapmak zorunda bırakıldılar. İsrail’in yaptığı zulmü İsrail egemenliğindeki bir bölgeden anlatmak nasıl bir şeydi?

Ben dünyadaki farklı kriz bölgelerinden yayın yapma imkânı buldum. Hatta en son Rusya-Ukrayna savaşında yaşadıklarımızı takipçilerimizle doğrudan Ukrayna tarafındaki cepheden paylaştık. Hatta bizim bulunduğumuz, Türk gazetecilerin bulunduğu bir alan da yine ateş altında kalmıştı

Fakat yaşananları İsrail’den aktarmak ve bu adaletsizliğin bir parçası olmak açıkçası beni ve diğer Türk gazeteci arkadaşlarımızı üzdü. Neden? Çünkü bir kere İsrail’e girerken kayıt olmak zorundasınız. GPO’ya (“Government Press Office” - Hükûmet Basın Bürosu) kayıt olmak zorundasınız ve bütün bilgilerinizi veriyorsunuz. Onlar onaylarsa ülkeye giriş yapabiliyorsunuz, onların izin verdiği alanlardan yayın yapabiliyorsunuz. Mesela İsrail’de birçok noktada yayın yapmak yasaktı ama Sderot’tan yayın yapmak serbest. Bugün hâlâ serbest. Neden? Gazetecilerin üzerine ara ara roketlerin düştüğü noktalardan bir tanesi de o yüzden. Neden? Çünkü İsrail’de şu anda resmî kayıtlara göre 800’ün üzerinde gazeteci var. O bölgeye zaten ara ara roketler düşüyor. İstiyorlar ki gazeteciler yaralansın ya da hayatlarını kaybetsin de bunu bütün dünyaya “Hamas’ın yaraladığı veya hayatını kaybettirdiği gazeteciler” olarak servis edebilsinler. Orada birçok gazeteci meslektaşımızla birlikteydik.

Ben şunu unutamıyorum; hem karşılıklı atışların yapıldığı sırada hem İsrail sınır hattı boyunca obüslerle Gazze’yi, Gazze’nin güneyini ve farklı noktaları bombalarken oradan çıkan ateşlerin oluşturduğu acıyı biz hiç göremedik. Biz hep obüslerin çıkardığı alevleri ve onların korkutucu seslerini duyduk, kaydettik ama maalesef onların yaptığı tahribatı, yok ettiği çocukları, anneleri çekemedik.

Şunu net bir şekilde söyleyebilirim. Ve iddialı bir şekilde söyleyebilirim. Kayıtlara geçmesinde bence hiçbir mahzur yok. Biz bölgede olduğumuz dönemde eğer herhangi bir Türk gazeteciye “seni bu akşam Gazze’ye götürebiliriz. Gazze’ye girebilirsin” denilseydi bütün gazeteci meslektaşlarım hiç gözünü kırpmadan girerlerdi. Bu çok değerli bir şey, çünkü bizim oradaki varlık amacımız Gazze’deki dramı dünyaya duyurabilmekti. Ama biz dünyaya ancak İsrail topçularının obüs atışlarının ya da uçaklarının oluşturduğu alevleri servis edebildik. Gücümüz buna yetebildi. Keşke daha fazlasını yapabilseydik.

Bir milletvekili bize şöyle bir açıklamada bulundu: “İsrail eğer oraya uluslararası basının girmesini istemiyorsa, sakladığı bir şey vardır.”

Ben de kesinlikle öyle düşünüyorum. Şimdi biz tabii birçok şeye şahit olduk. Ben ilk gidenlerden biriyim oraya. Hamas’ın İsrail’e gönderdiği roketlerin bazıları Demir Kubbe tarafından imha edildi ve bir tanesinin parçaları bize çok yakın bir noktaya düştü. Biz o akşam herhâlde bölgede kalan az sayıdaki gazeteciden biriydik. Hatta şöyle bir durum söz konusu oldu. Bu hastanenin vurulduğu geceydi ve o dakikalardı. “Hastaneyi acaba Hamas’ın kendi roketleri mi vurdu?” vesaire gibi şeyler söylendi. Bakın ben çok net söylüyorum. O gece bizim karşımızda âdeta yanan bir Gazze vardı. O dakikalarda İsrail çok yoğun bir hava saldırısı gerçekleştiriyordu ve aramızda birkaç kilometre olmasına rağmen oraya düşen bombaların sesleri bizim ayağımızın altındaki zemini bile titretecek bir seviyedeydi. Yani biz topraktan o titremeyi hissediyorduk. Anadolu Ajansı da bence dünyaya bu anlamda çok örnek bir yayıncılık gösterdi. Fosfor bombalarının dünyaya servisini ilk Anadolu Ajansı gerçekleştirdi ve bunlar tarih sayfalarına, bundan yıllar sonra, yüzyıllar sonra İsrail’in hanesine utanç sayfası olarak kaydedilecek diye düşündüğümüz görüntülerdi. Bunların da kayıt altına alınması çok önemliydi.

Bizim gördüğümüz, görebildiğimiz sadece fosfor bombasıydı. Ama orada çok daha farklı silahları denediklerini ve Hamas güçleri tüneller içerisinde bir şekilde mücadelelerine devam ederken (İsrail’in) orada çok farklı, en azından gaz ya da benzeri şeyleri kullandığını düşünüyorum ben.

adem-metan
Gazeteci Âdem Metan (Instagram hesabından)
Eğer bir gün Gazze’ye girebilirsek göreceğimiz şey, muhtemelen yüzyıllar boyunca insanlık tarihinin hafızasından silinemeyecek kadar kötü manzaralar olacaktır

Şimdi orada hem resmî kanallardan hem de sivillerden birçok gazeteci olduğundan bahsediyoruz. Oradaki gözlemlerimizde çok sayıda silahlı sivilin de olduğunu gördük. Siz bu konuda üstünüzde doğrudan bir baskı hissettiniz mi?

Şunu bir kere çok net söyleyeyim. Bunun da bence kayıtlara geçmesi çok önemli. Ben dünyanın birçok farklı ülkesine gittim. Yani tahmin ediyorum ki 70’e yakın ülkeye gitmişimdir. İsrail’e giderken önemli bir gazeteci, meslek büyüğüm beni aradı ve dedi ki “Âdem, lütfen İsrail’de kendine dikkat et. İsrail dünyanın hiçbir ülkesine benzemez. Orada seni tamamen yok sayabilecek bir düşünce yapısı var. Sen orada sadece bir canlısın. Duygularının, ailenin, ülkenin, dininin, dilinin, ırkının hiçbir önemi yok. Eğer onlar senden en ufak şekilde soğursa ve nefret ederse seni direkt öldürürler.” Ben bunların bundan önce şaka olduğunu düşünmüştüm. İsrail’e gittikten sonra ikinci gün gazeteci meslektaşımız Mehmet Akif Ersoy’la birlikte sahadayken kameramanına çok sert bir müdahale yapıldı, “kamerayı kapatacaksın!” diye, el hareketlerine varıncaya kadar. Tabii, ben orada ortamı biraz sakinleştirmeye çalıştım. Mehmet Akif Ersoy önce bunu tam anlamaya çalıştı. Sonra o da diğer gazeteciler de burada çekim yaptılar. “Bize neden izin vermiyorsunuz?” gibi şeyler söyledi ve bölgeden ayrıldık.

Sonra, birçok meslektaşımızın maalesef darba uğradığına şahit olduk ki bunların bir tanesi de A Haber’den Ata Abi. Beni de gözaltına almak istediler. Yine Habertürk’ten Çetiner Çetin ve TRT’den Sema o anlara birebir şahittir, kameraman Hakan Öztürk’le birlikte. Ben o esnada bir televizyon kanalına bağlanacağım, telefon tamamen kendime çevrilmiş durumda. Hiçbir şey yok ve bir polis geldi ve çok sert bir şekilde ellerimden tuttu. Bana yüksek tonda bağırmaya başladı. Telefonuma el koydu.

Videolara ve galeriye baktı. Fotoğraflara baktı ve beni gözaltına almak istedi. Sonra oradaki başka bir hanımefendi İsrailli polisle ben bir şekilde bağlantı kurdum ve amacımın burada yaşananları objektif bir şekilde Türkiye’deki medyaya aktarmak, uluslararası medyaya aktarmak olduğunu söyledim ve yaptıkları uygulamanın çok yanlış olduğunu söyledim. Biz böyle bir 15-20 dakika arbede yaşadık.

Yine bir gün Tel Aviv’de; bakın, savaşın ilk gecesini söylüyorum; yani 7, 8 veya 9 Ekim akşamı olabilir. Tel Aviv belediye binasının önü tamamen Amerikan bayraklarıyla donatılmış. LED ekranlarla. On beş tane Amerika Birleşik Devletleri bayrağı gösteriliyor. On beş tane İsrail bayrağı gösteriliyor. Ben orada yayın yapıyorum. Video çekiyorum. O esnada Fulya Öztürk ve Halil Kahraman var. Onlar da oradan o gece yayına bağlanıyorlar. Onlara da oradaki İsrailli vatandaşlar, “Siz Müslümansınız. Burayı niye çekiyorsunuz?” gibi şeyler söyleyerek sözlü tacizlerde bulundular. Dolayısıyla çok yaşadık. Yani orada bunu yaşamayan insan, bunu yaşamayan gazeteci, meslektaşımız yoktur diye düşünüyorum.

Son olarak; 2014, 2008, daha önceki küçük savaşlar, orta ölçekli savaşlar hepsi bir gün bitti. Bu savaş da bir gün bitecek. Ama nasıl bir Gazze olacak? Aklınızda nasıl bir Gazze var? Gazeteci olarak oraya ilk girdiğinizde ne göreceğinizi düşünüyorsunuz?

Şubat ayında yaşadığımız depremden 3-4 gün sonra bir gazeteci meslek büyüğümü aramıştım. Cüneyt Özdemir’i aramıştım ve demiştim ki, “Cüneyt Abi, anlattığın fotoğraf ekranda gördüklerinle aynı olmayabilir. Buradaki yıkım gerçekten o pencereden tam hissedilemiyor olabilir, bölgeye gelirsen bir gün bunu çok daha net anlayacaksın.” O da bunun üzerine hemen bölgeye geldi. Bölgede buluştuk ve bölgeden yayımladığı ilk şey şuydu. İzleyenler hatırlayacaktır. “Dünyanın farklı ülkelerinde savaşlara şahitlik ettim. Yıkılmış şehirler gördüm. Bombalanmış şehirler gördüm. Ama böyle bir manzarayı hiç görmedim” dedi. Hatay’da, Antakya’da eski meclis binasının önünde bu ifadeyi kullanmıştı.

Ben de şunu söylüyorum. Eğer bir gün girebilirsek Gazze’de göreceğimiz şey, muhtemelen yüzyıllar boyunca insanlık tarihinin hafızasından silinemeyecek kadar kötü manzaralar olacaktır, çünkü biz o uçakların bıraktığı tonlarca bombanın ateşlerini, dumanlarını gördük, seslerini işittik, yeri titretmelerini yaşadık. Buna şahit olduk. Aynı noktaya defalarca obüs atışlarının yapıldığına şahit olduk. Binaların gözümüzün önünde çöktüğüne şahit olduk. Dolayısıyla hayalimizde maalesef bir durum var. Ama bunun çok ötesinde bir şey olduğunu biliyorum.

slide-0
4 Şubat 2024, Kuzey Gazze-Gazze (AA - Ramzi Mahmud)
Bir avuç su, bir büyük çaresizlik. İnsani altyapıyı sistematik şekilde imha eden İsrail ordusu, Gazze’yi susuzluğa mahkûm ediyor. Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki çamurlu bir sokakta yağmurun biriktirdiği küçük su birikintisi Filistinli Tamer Keskin’in ailesinin tek içme suyu kaynağı hâline geldi. Temiz suya erişim sıkıntısı salgın hastalıkların yayılma riskini artırıyor.
slide-1
8 Ocak 2024, Refah-Gazze (AA - Abed Rahim Khatib)
Dünyanın bütün silahlarına karşı dünyanın bütün direniş şekilleri bir araya geliyor. Refah şehrindeki Filistinliler suya erişimleri engellenerek ölüme mahkûm ediliyorlar. Ellerinde sarı su bidonları ile su bulmaya çalışan Filistinli genç, umut cephesindeki mücadelesini sürdürüyor. Sarı bidonlar hem çekilen acıların hem de direnme azminin tanıkları olarak tarih sayfalarında yerini alıyor.
slide-2
5 Mart 2024, Refah-Gazze (AA - Abed Zagout)
Yakın bir zamana kadar evi olan insanlar çadırda kalmaya başladı. Derme çatma çadırların altında kurulan hayatlar bazıları için ölümden zor. Küçük kız büyük bir yükün altına girmiş ve muhtemelen ailesi için su taşıyor. Yaşamanın her geçen gün zorlaştığı günlerde İsrail ordusunun bombardımanları insanları yeni güvenli alan arayışına itiyor. İnsanlığın paylaşmadığı ağır bir savaş yükü âdeta küçük kızın taşımaya çalıştığında temsil ediliyor.
slide-3
17 Ekim 2023, Gazze Şehri-Gazze (AA - Ali Jadallah)
Yardım edenlere yardım etmek. Bombalanan binalardakilere yardım için sivil savunma ve sağlık ekipleri zamana karşı yarışıyor. Ancak İsrail ordusu onları da hedef alıyor. Bu çok açık bir savaş suçu ve defalarca tekrarlanıyor. Bu fotoğrafı çeken Ali Jadallah o anların tanığı oldu. Arkadaşını kalp masajıyla hayata döndürmeye çalışan adam ve sedyedekiler tüm dünyaya pes etmemenin ne demek olduğunu bir defa daha anlatıyor.
slide-4
23 Ekim 2023, Han Yunus-Gazze (AA - Abed Zagout)
Han Yunus, Gazze. Bir baba, kucağında çocuğu. İsrail ordusunun saldırısı sonrası yaralanan çocuk babasının kucağında. Baba çaresiz, oğul baygın. Hastanede uzun bir süreç onları bekliyor. Dönecek evleri var mı meçhul, ateşkes ne zaman gelecek bilinmiyor. İnsan kalma mücadelesinin zor anlarından biri. Nasır Hastanesindeki acı tanıklıklardan sadece biri.
slide-5
25 Ağustos 2024, Deyr el-Belah-Gazze (AA - Ashraf Amra)
Sıklıkla değişen “güvenli bölge” tanımları İsrail’in operasyonel kararlarındaki keyfiliği gösteriyor. Hastanelerin bulunduğu bölgeler sıklıkla hedef bölge ilan ediliyor ve siviller neredeyse dakikalar içinde bulundukları yeri terk ediyor. Bulabildikleri her araçla hayata tutunmanın bir yolunu bulmaya çalışıyorlar. Fotoğrafın ortasındaki kırmızı tişörtlü gencin üzerindeki kuru kafa resmi gerçek anlamda ölüm tehlikesini çağrıştırıyor.