Batı’nın kültür ve sanat sektörü, Gazze’de soykırım işlediği gerekçesiyle uluslararası mahkemelerde yargılanan İsrail’in Filistin topraklarındaki ihlallerine ve Gazze’deki can kayıplarına karşı sessizliğini sürdürüyor.
Batı’nın kültür-sanat kurumları ve festivalleri, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini meşrulaştırırken, sanat dünyasında Filistin dayanışmasını susturma politikasını sistemli bir baskı mekanizmasına dönüştürüyor.
Avrupalı kültür-sanat çevreleri, Gazze’deki soykırıma ve insani krize çok büyük ölçüde sessiz kalırken, Filistin’e destek vermeye çalışan sanatçılar işlerinden oluyor, festivallerde sansürleniyor ve çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kalıyor.
Berlin Film Festivali’nde Filistin krizi
Berlin Film Festivali’nin kapanış töreninde yaşanan Filistin dayanışması, Alman siyasetçilerin tepkisini çekti. Kültür Bakanı Claudia Roth, ödül törenindeki konuşmaları “İsrail’e karşı şok edici derecede tek taraflı” olarak nitelendirdi.
Festival yönetimi soruşturma tehdidiyle karşı karşıya kalırken, Berlin Kültür Senatörü Joe Chialo ise Filistin’e yönelik dayanışma ifadelerini, “Berlin sahnelerinde yeri olmayan, kendini beğenmiş İsrail karşıtı propaganda” olarak tanımladı.
Kendisi bizzat İsrailli olan yönetmen Yuval Abraham’ın festivaldeki açıklamaları, Alman yetkililer tarafından “antisemitik” olarak nitelendirildi. Ölüm tehditleri aldığını belirten Abraham, bu suçlamaların “antisemitizm” teriminin değerini düşürdüğünü ve Yahudi hayatları için tehlike yarattığını belirtti.
Diğer yandan, Amsterdam Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde (IDFA) en az 21 belgesel yapımcısı, festival yönetiminin Filistin yanlısı bir protestoyu kınamasının ardından yarışmadan çekildi.
Birleşik Krallık’ta ise Bristol Filistin Film Festivali’ne ev sahipliği yapan Arnolfini Sanat Merkezi, iki etkinliği iptal etti. Bunlardan biri, Ürdün-Filistinli yönetmen Darin J. Sallam’ın Farha adlı filminin gösterimiydi. İptalin gerekçesi olarak, bu etkinliklerin “siyasi aktivizm” olarak algılanabileceği ve merkezin hayır kurumu statüsüyle çelişebileceği endişesi gösterildi.
İptal kararı üzerine konuşan Sallam, “Sessizlik suç ortaklığıdır ve bu korkaklık eylemleri sadece gerçeği gizlemekle kalmıyor, aynı zamanda onları yaşanan soykırımın bir parçası hâline getiriyor” dedi.
İptaller büyük tepki topladı; aralarında sanatçılar ve akademisyenlerin de bulunduğu 1.500’den fazla kişinin imzaladığı açık bir mektupla karar eleştirildi. Ocak 2024’te Arnolfini yönetimi bir özür yayımlayarak bu kararın yanlış olduğunu kabul etti ve Filistinli seslere platform sunmadıkları için pişmanlık duyduklarını belirtti.
Eurovision’da Filistin bayrağı yasağı
İsveç’in Malmö kentinde 7-11 Mayıs’ta düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nda Filistin bayraklarının yasaklandığı açıklanırken İsrail’in katılımı protestolara neden oldu.
Avrupa Yayın Birliği (EBU) İletişim Başkanı Michelle Roverelli, yarışmaya katılan ülkelerin bayrakları ve gökkuşağı bayrağı dışındaki tüm bayrak ve sembollerin yasaklandığını duyurdu. İsveç haber ajansı TT’ye göre, Filistin bayrağı veya siyasi mesaj içeren pankartlara güvenlik görevlileri tarafından girişte el konuldu.
Yarışmanın ilk İrlandalı finalisti Bambie Thug’a, vücudundaki “ateşkes” ve “özgürlük” yazan boyaları değiştirmesi için baskı yapılırken EBU, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle yarışmadan çıkarılmasına rağmen İsrail’in katılımını savundu. İnsan hakları örgütleri, yarışma yönetiminin “siyasetten uzak” duruş iddiasını “çifte standart” olarak nitelendiriyor.
Hollywood’da Filistin destekçilerine yaptırım
Oscar ödüllü oyuncu Susan Sarandon’ın, Kasım 2023’te New York’taki bir gösteride yaptığı Filistin yanlısı açıklamaları nedeniyle ajansı “United Talent Agency (UTA)” tarafından artık temsil edilmeyeceği kaydedilirken “Scream” serisinin yıldızı Melissa Barrera da Filistin yanlısı sosyal medya paylaşımları nedeniyle yapım şirketi Spyglass Media tarafından “Scream VII” filminden çıkarıldı. İsrail’in Gazze’deki eylemlerini “soykırım” olarak nitelendiren Barrera, Instagram’dan yaptığı açıklamada “Hem antisemitizmi hem de İslamofobi’yi kınıyorum ancak insan hakları için sesimi yükseltmeye devam edeceğim.” ifadesini kullandı.
Vanity Fair dergisi, Avustralyalı aktör Guy Pearce’ın Filistin bayrağı rozetini fotoğraftan silerken “Bridgerton” dizisinin yıldızı Nicola Coughlan, Filistin savunuculuğu yapmaması aksi hâlde kariyerinin olumsuz etkileneceği konusunda uyarıldığını açıkladı.
Buna karşın, İsrailli şarkıcı Ofer Levi’nin Filistinli tutsakların diri diri yakılmasını istediği ve Güney Lübnan işgali sırasında (1982- 2000) işlediği iddia edilen vahşeti anlattığı açıklamaları, ana akım medyada neredeyse hiç yer bulmadı.
Dikkat çekici olan, sanat ve kültür camiasının bu tür açık şiddet söylemlerine karşı sessiz kalmasıdır. Filistin yanlısı sanatçılar en küçük açıklamalarında dahi sert eleştirilere maruz kalırken, Levi gibi açıkça şiddet ve soykırım çağrısı yapan sanatçılar herhangi bir eleştirel sorgulamaya tabi tutulmamaktadır. Bu seçici duyarlılık, kültür-sanat dünyasının çifte standardını gözler önüne sermekte ve protestoları çerçeveleme biçimindeki tutarsızlığı belgelemektedir.
Sanatçıların direniş mesajları
Ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalmalarına rağmen az sayıda sanatçı, Filistin’e destek vermeye devam ediyor.
Dünyaca ünlü model Bella Hadid, Filistin yanlısı paylaşımları nedeniyle birçok markayla anlaşmasının iptal edildiğini açıkladı. Hadid, “Filistin halkının sesini duyurmaya devam edeceğim, bedeli ne olursa olsun.” dedi.
İngiliz müzisyen Roger Waters, Filistin’e desteği nedeniyle Almanya’daki konserlerinin iptal edildiğini duyururken “Sanat dünyasında Filistin’e destek vermek, kariyer intiharıyla eş değer görülüyor.” ifadesini kullandı.
İngiliz yönetmen Ken Loach, 2024 İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) Ödül Töreni’nde İsrail’in Filistin’e saldırılarını durdurması mesajını verdi.
Kültür ve sanat dünyasındaki bu sessizlik ve baskı ortamı, ifade özgürlüğü savunucularının tepkisini çekiyor. Avrupa Yazarlar Birliği, yayımladığı raporda “Almanya’nın, Filistinli yazarların kitap fuarı etkinliklerinin iptal edildiği ve İsrail’i eleştirenlerin devlet tarafından sınır dışı edileceği tehdidinin normalleştiği bir ortama doğru gitmesi, entelektüeller üzerindeki sürekli baskıyı açıkça göstermektedir.” ifadesini kullandı.
Venedik Film Festivali’ndeki Filistin dayanışması, sinema dünyasındaki İsrail yanlısı tutumun çatlaklarını gözler önüne serdi. Venedik Film Festivali’nde Filistin kefiyesi ve bayrağıyla poz veren Japon-Amerikalı Yönetmen Neo Sora’nın deneyimleri, sanat dünyasındaki bu gerilimi çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
7 Ekim sonrası süreç, film yapımcılarını sanatın anlamı üzerine derin bir sorgulamaya itti. Özellikle canlı yayımlanan bir soykırım karşısında sanatsal üretimin rolü ve insani değerlerin temsili gibi temel sorular, yaratıcı süreçleri derinden etkiledi.
Festival organizasyonlarındaki yapısal sorunlar, İsrail-Filistin meselesinde kendini açıkça gösteriyor. Venedik Film Festivali’nin İsrail ve Filistin filmlerini aynı kategoride değerlendirme çabası, sahte bir eşitlik yanılsaması yaratmakla eleştiriliyor. Buna rağmen, festival seyircilerinin Filistin dayanışmasına verdiği destek, sanat camiasındaki değişimin işaretlerini veriyor.
Sinema endüstrisinin finansman yapısı, İsrail yanlısı tutumun sürdürülmesinde kritik rol oynuyor. Amerikan film endüstrisindeki yatırımcıların İsrail bağlantıları, Filistin projelerinin sistematik olarak dışlanmasına yol açıyor. Bu durum, sanatsal ifade özgürlüğünün önündeki ekonomik engelleri gözler önüne seriyor.
Japonya’da toplumsal duyarlılığın azlığı, Filistin meselesinin küresel algısındaki sorunları yansıtıyor. Toplumsal bilincin yetersizliği, kültürel farkındalığın önemini artırıyor. Bu bağlamda sanatın, toplumsal bilinç oluşturmadaki rolü daha da önem kazanıyor.
İsrail’in saldırıları, Filistin’in kültürel mirasını da hedef alıyor. Arşivlerin, kurumların ve müzelerin sistematik tahribatı, kolektif hafızanın silinmesi tehlikesini beraberinde getiriyor. Bu durum, kültürel direnişin önemini vurgularken, yapay zekâ teknolojilerinin askerî amaçlarla kullanımı da insanlığın yaratıcı potansiyelinin yıkıcı amaçlarla saptırılması riskini ortaya koyuyor.






